|
Çocuğumu psikoloğa getirirken ona nasıl bir açıklama yapmalıyım?
Öncelikle çocukların psikoloğa gelirken nereye gittiklerini bilmeleri önemlidir. Fakat geliş nedenlerini ifade ederken onları korkutmamak, tehdit etmemek ve yardım almayı cezalandırma gibi nitelendirmemek doğrudur. "Seni doktora götüreceğiz" ya da "Sen okulda çok yaramazsın" onun için gidiyoruz gibi ifadeler çocuğun korkmasına ve iletişime kapanmasına neden olacaktır. Doğrudan onu çözmeye çalıştığınız bir sıkıntısının olduğunu bu konuda ona anne baba olarak yardım etmek istediğinizi, onu daha iyi anlamının önemli olduğunu, bunun için hepinizi dinleyecek anlamaya çalışacak bir uzmandan yardım almak ve hep birlikte çözüm bulmak istediğinizi söylemek olacaktır.
Yetişkinler psikoterapide konuşarak sorunlarına çözüm ararlar ve bulurlar. Peki ya çocuklar ? Onlar nasıl anlatır ve çözerler ?
Çocuklarla çalışmaların şekli çocuğun yaşına ve sorun tanımına göre değişir. Çoğu zaman çalışmada anne ve babanın da aktif yer almasına önem verilir. Özellikle bebekler yada sözel iletişime geçmemiş çocuklarla çalışırken anne - baba ile olan iletişimleri gözlemlenir ve değerlendirilir.Sözsüz iletişim kuran çocuklar kendilerini oyunları ve oyun odasında anne-babaya ya da terapiste verdiği tepkilerle ifade eder. Çocuğun oyun odasında hangi oyuncağı seçtiği, onunla nasıl oynadığı, kiminle oynadığı, yaptığı resim yada çizdiği figürler... Bunların hepsi yetişkinlerin sözlü iletişimlerinin çocukluktaki yansımalarıdır. Başka bir değişle; çocuklar kendilerini oyunlarla anlatırlar.
Çocuğumun terapi sürecinde benim rolüm ne olacak?
Terapi sürecinde anne babaların katılımı çok önemlidir. Terapist çocukla bireysel terapiye devam ederken, belirli zamanlarda da anne babalarla görüşmeler yapar. Bu görüşmelerde çocuğun ya da anne babanın yaşamında terapi sürecini etkileyecek durumlar ya da değişiklikler paylaşılır. Ayrıca, anne babanın çocuğu düzenli olarak seanslara getirmeleri ve terapistin sunduğu önerileri izlemeleri, çocuğun terapi sürecini desteklemelerini sağlar.
Çocuğumun terapisi ile ilgili endişelerim var. Acaba işe yarayacak mı?
Çocuk terapi sürecinde bazen istekli, bazense daha isteksiz katılım gösterebilir. Bu nedenle anne babalar bazen terapinin gerçekten işe yarayıp yaramadığı hakkında kaygılanabilirler. Zaman içinde çocuğun durumunda ilerleme görülmesi beklenir. Eğer ilerleme olmazsa, anne babanın bu durumu terapistle görüşüp nerede sorun olduğunu anlamaya çalışması gerekir. Terapistin çocuğunuza yardımcı olmak için zihninizi meşgul eden konuları öğrenmeye ihtiyacı vardır.
Benden başka böyle sorunları olanlar var mı? Yoksa ben tekmiyim?
Yaşanılan sorun ne ise, sorunu yaşayan için bu durum büyük çıkmazdır. Ve kendini yalnız hissettiren bir süreçtir. Sorun paylaşıldığında, benzer örnekler duymak, yada kendi yaşantısında benzer durumlara verdiği etkili tepkileri hatırlamak, kişiyi rahatlatır.
Anlattıklarım burada kalır mı?
Terapi sürecinde gizlilik esastır. Danışan kendini özel ve güvende hissetmek ister. Danışan istemediği sürece, anlatılanlar kimseyle (kendi aile bireyleri ile bile) paylaşılmayacaktır.
Psikoterapide kişilik değişir mi?
Sıkça sorulan bu sorunun cevabı HAYIR'dır.
Kökten bir kişilik değişimi gerçekçi bir beklenti değildir. Psikoterapide amaç kişilikteki olumlu ve olumsuz yanları belirlemek, olumluları koruyup, kuvvetlendirirken, kişiye ve kişinin çevresiyle olan ilişkilerine zarar veren olumsuz yanları kontrol altına alabilmek ve yerine daha yapıcı çözümler oluşturabilmektir. Tabiki, kişinin arzuladığı ölçü de...
Kısaca; hedef tabloyu en baştan çizmek değil, tabloda rötuşlar yapmaktır.
Psikoterapi nekadar sürer?
Bu sorunun standart veya önceden vaat edilebilecek bir cevabı yoktur.
Herbiri 50 dakika olan seanslar psikoterapinin ilk döneminde şikayetlerin ağırlığına göre haftada 1 veya 2 olarak düzenlenir ve kişi arzuladığı hedefe yaklaştıkça 2 haftada bire inilir. Psikoterapinin sonlandırılmasına uzman ve danışan karşılıklı konuşarak karar verir ve seanslar daha da seyrekleştirerek sonlandırılır. Bireysel psikoterapinin kaç seans süreceği kişinin katılımcılığına, sorununun yoğunluğuna, süreç içerisinde doğabilecek yeni stres faktörlerine göre değişkenlik gösterir.
Soruna, hedefe ve sürece bağlı olarak; kısa süreli psikoterapiler ortalama 15-20 seans sürebileceği gibi, uzun süreli psikoterapiler yıllara yayılabilmektedir.
İlaç tedavisi herzaman gerekirmi?
Her zaman gerekmeyebilir.
Kişinin şikayetlerinin içeriğine ve yoğunluğuna göre danışanın psikoterapiye ek olarak veya psikoterapiye başlamadan önce ilaç tedavisi alması gerekebilir.
Psikoterapist psikoterapinin herhangi bir sürecinde, kişinin ilaç kullanmasını gerektirecek psikolojik belirtileri tespit ettiğinde danışanı bir psikiatri uzmanına yönlendirmekle sorumludur. Psikoterapi devam ederken, ilaç tedavisi de bu psikiatri uzmanı tarafından sürdürülür ve kontrol edilir.
Konuşarak ben nasıl iyileşirim?
Psikoterapi sözlü ve sözsüz iletişimi içeren bir süreçtir. Yapılan araştyrmalar ilk yaşlarda anne-bebek arasındaki sözlü ve sözsüz iletişimin bebeğin beyninin belli bölgelerinin gelişmesinde veya gelişmesinin engellenmesinde etkili olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla çevreyle kurulan iletişim beynimizdeki sinir ağlarını şekillendirir veya değiştirir. Psikoterapi sürecinde kurulan psikoterapist-danışan iletişimi de danışanın sinir ağlarını etkiler. Psikoterapi yöntemlerinin sağladığı zihinsel değişim nörolojik aktivitelerde de değişime ve iyileşmeye yol açar. Konuşmak sadece laftan ibaret değildir, psikolojik ve biyolojik etkileşimi de beraberinde getirir.
Eşimle sorunlarım var, ilk önce bireysel terapiye gelip anlatsam ve sonra eşimi de getirsem olur mu?
Hayır, bireysel psikoterapi görüşmelerine başladığınız uzmanla sonradan çift terapisine geçemezsiniz. Bu psikoterapi odasındaki eşitlik zeminini zedeler. Çift psikoterapisine çiftin beraber başlaması ve beraber devam etmesi gerekir. Bu tarafsızlık ve eşitlik prensibi açısından gereklidir.
Eşim çift terapisine gelmeyi reddediyor, ne yapabilirim?
Eşiniz ilişki sorununuzla ilgili beraber yardım almayı reddediyor ya da kendinde sorun olmadığını savunuyor olabilir. Eşinizin terapiye katılmayı reddettiği durumlarda, siz bireysel psikoterapiye başvurabilir, evliliğinizle ilgili sorunları irdeleyip, her iki tarafın da sorunlara katkısının farkına varıp, kendi açınızdan sorunla sağlıklı başa çıkma yöntemleri geliştirebilirsiniz.
Çiftlerden birinin dahi değişim göstermesi ikili iletişimin değişmesine ve kısır döngülerin azalmasına yol açacaktır.
Yeme bozuklukluklarına sebep olan faktörler nelerdir?
Yeme bozukluklarının biyolojik, psikolojik ve sosyal birbirinden farklı, birbiriyle ilintili pekçok sebep vardır. Genellikle, kişinin hayatının bir bölümünde kontrolu tamamen kaybettiği hissi bu sebeplere zemin hazırlar. Kişinin hayatının üzerindeki kontrolü kaybettiği hissi kişinin özgüvenini etkiler ve anoreksia bulimia gibi yeme bozukluklarının oluşmasında etken olur. Çocukluktan ergenliğe geçiş, taşınma, yeni bir okula başlama,evlenme, boşanma gibi hayattaki major degişikleri; cinsel taciz, aileden birini kaybetme, önemli bir hastalık geçirme gibi travmalar; aile problemleri, ilişki problemleri, cevre baskısı, kişilik bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları gibi etkenler yeme bozukluklarının oluşmasındaki başlıca sebepler olarak sayılabilir.
Kimler risk altinda?(Yeme Bozukluğu)
-Ergenler ve genç yetişkinler, ozellikle bayanlar -Beden imajinin onemli olduğu meslek gurubunda çalışan kişiler: modeler, dansçılar, oyuncular gibi -Daha önceden fazla kilolu olan, diyet girişimlerinde basarısız olan ve kilosu ile ilgili baskı gören kişiler -Ailesinde yeme bozuklukları, obezite, alkol bağımlılığı, depresyon, kişilik bozuklukları olan kişiler -Özgüven problemi olan kişiler -Mukemmelliyetçi, hayatta yüksek hedefleri olan kişiler -Ailesi gereğinden fazla koruyucu, baskıcı olan kişiler -Geçmişinde fizyolojik veya cinsel taciz gören kişiler - Duygularını, özellikle kızgınlığını ifade etmekte güçlük çeken kişiler
Uzun vadede psikolojik ve fizyolojik riskleri nelerdir? (Yeme Bozuklukları)
Anoreksia Nevrozanin başlıca fizyolojik etkileri arasında metobolizmanın yavaşlaması, kalp ritminin bozulması, böbrek yetmezliği, menstrual periodunun durması ya da duzensizleşmesi, saç dökülmesi, kas kaybı, osteoprosis, bağırsak hareketlerinin zayıflması sayılabilir. Aşırı kilo kaybına bağlı organ faaliyetlerindeki bozulmalar ölümle sonuçlanabilir.
Bulimianin fizyolojik etkileri arasında kusma ve laksatif ilaç kullanımına bağlı elektroid dengesizliğinin yol açabileceği kalp krizi, sindirim yolu rahatsızlıkları, yemek borusunda yırtılma, diş çürümeleri, kan basıncındaki dengesizlikler, diabet sayılabilir.
Tepkisel yeme bozukluğunun fizyolojik etkileri arasında aşırı kilo alımına bağlı gelişen obezite ve obezitenin beraberinde getirdiği kompleks rahatsızlıklar, sindirim yolu hastalıkları, diabet, kalp ve dolaşım yolu bozuklukları sayılabilir.
Yeme Bozukluklarının psikolojik etkileri arasında depresyon, sosyal fobi, kaygı bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı sayılabilir.
Yeme Bozuklukları tedavisi nasıl yapılır?
Yeme Bozuklukları tedavisinde uzman bir doktor, uzman diyetisyen ve bu konuda uzman olan bir psikoloğun işbirliği gerekir. Uzman bir doktorun kişinin fizyolojik olarak durumunu gerekli testlerle belirlemesi, yeme bozukluklarının sebep olduğu fizyolojik rahatsızlıkların iyileştirilmesinde gerekli tedaviyi yapması; uzman bir diyetisyenin kişinin yaşına, boyuna, kilosuna göre gerekli günlük besin alımını düzenlemesi, uzman bir psikoloğun bireysel terapi ile kişiye yeme bozukluğunun altında yatan sebepleri bulup onları çözümlemesi, kazanmış olduğu saglıksız davranışı ortadan kaldırıp yenisini geliştirmesi için yardım etmesi ile tedavi sağlanır.
Tanıdığınız bir kişide yeme bozukluğu olduğunu nasıl anlayabilirsiniz?
Kişinin yeme duzeninde önemli bir değişiklik varsa, çok az ya da çok yiyorsa, çok yedikten sonra banyoya gidip en az 20 dakika gelmiyosa, sosyal,iş veya okul yaşantısında bir değişiklik olduysa, durmadan kilodan, diyetten, yemekten bahsediyorsa, herkesten gizli yemek yiyorsa, toplum içinde yemek yemekten çekiniyorsa, depresif bir ruh hali ya da agresif tavırlar sergiliyorsa yeme bozukluklarından şüphe edilebilir.
Yeme Bozukluğu olan birine nasıl yardımcı olabilirsiniz?
Öncelikle yeme bozukluğu olan kişiler bu sorunlarını kabul etmek istemeyebilirler veya bundan utanç duydukları için anlatma güçlüğü çekebilirler. Böyle bir durumda o kişi içi ne kadar endişelendiğinizi dile getirmeniz, bu konuda uzman biriyle hiç olmazsa bir kere konuşmasi için cesaretlendirmeniz yardımcı olabilir. Kişi eger bu konuda direnç gösteriyorsa fazla baskı yapmadan ara ara onunla ilgilendiğinizi dile getirmeniz, bu konuda ona destek olacağınızı belirtmeniz o kişinin tedavi için adım atması konusunda yarar sağlayabilir.
Erkeklerde de beden imajı ve yeme bozuklukları görülür mü?
Kadınlara oranla daha az olmakla birlikte son senelerde medyanın kaslı, sportif erkek imajını populerize etmesi ile erkeklerde de kilo ve yeme bozuklukları hızla yayılmaya başladı. Yeme bozuklukları ve beden imaji problemleri erkeklerde dış görünüş ile ilgili saplantılar, yağ oranı düşük diyetler, gereğinden fazla yapılan ağırlık antremanları, sağlığa zararlı, yapay vucut geliştirici ürünlerin kullanılması olarak kendini gosterir. Gerekli destek alınmadığı takdirde kalp ve dolaşım rahatsızlıkları, böbrek ve karaciğer yetmezliği, seksuel disfonksiyon, sindirim sistemi rahatsızlıklarına sebep olur. Depresyon,sosyal fobi ve saplantılı kişilik bozukluğu ile birlikte gorülebilir. Tepkisel yeme bozukluğu erkekler arasında oldukça yaygındır. İş stresi, ailesel ve ilişkisel problemler, cinsellikle ilgili kaygılar, duyguları ifade etme güçlüğü ile ortaya çıkabilir. Gerekli destek alınmadığı takdirde obeziteye ve ona bağlı gelişen kompleks hastalıklara sebep olur.
Ergen İçin Arkadaşlık Neden Önemlidir?
Ergen sosyal gelişme için yaşıtları ile beraber olmaya ihtiyaç duyar. Bu süreçte, anne-baba ve diğer yetişkin dünya görüşleri reddedilir. İçinde bulunduğu arkadaş çevresinin değerleri ve görüşleri genç için önem kazanmaya başlar. Ergen, gruba ait olmak, kabul edilmek için veya arkadaşlarından onay görebilmek için onların hareketlerini ve tutumlarını benimseyebilir.
Arkadaş ilişkileri, anne-baba ilişkisinden farklıdır ergen için. Anne-baba yol gösteren, doğruları söyleyen, karar verendir. Arkadaşlar, daha eşit bir sosyal ortamdır. Arkadaşlar eşit bilgiye ve otoriteye sahiptirler. Akranları ile kurduğu ilişkide genç, başta eşit sosyal ilişki kurmayı güvenli davranış göstermeyi kendi düşüncesini ifade etmeyi, başkalarının fikirlerini hoşgörü ile karşılayabilmeyi öğrenir. Aynı zamanda bu süreçte ergen, aileden gelen değer yargıları ile arkadaşlarından gelen değer yargılarını birbirleri ile uyuşturma uğraşısı içindedir.
Ergen Neden "Herşeyi Başarabilirim" Duygusunu Yaşar?
Ergenin riskli davranışlarının, ergenin kendini her şeyi başarabilirmiş gibi hissetmesinden kaynaklandığı düşünülür. İşte bu duygu, ergenin kendini tehlikeden uzak hissetmesini sağlar. Gerçekten de, ergenlerde böyle bir duygu vardır ve bu duygu onları riskli davranışlarda bulunmaya iter. Dünya kucağını açmış ergeni beklemektedir. Ergene göre her şey mümkündür. Bu duygunun bir kısmı, yeni edinilen güç ve yeteneklerden kaynaklanır.
Tamamen gelişmiş ve taze beden yeni güç verir. Ergen, daha önceden yapmaya hazır olmadığı şeyleri artık yapabilmektedir. Artık yetişkinliği hayal edebilir. Çok önceleri anne-babalarına verdikleri güçlülüğü ergenler şimdi geri almaktadırlar. “artık onlar güçlü değil, artık ben çaresiz değilim” heyecan verici bir keşiftir.
Ergen İçin Arkadaşlık Neden Önemlidir?
Ergen sosyal gelişme için yaşıtları ile beraber olmaya ihtiyaç duyar. Bu süreçte, anne-baba ve diğer yetişkin dünya görüşleri reddedilir. İçinde bulunduğu arkadaş çevresinin değerleri ve görüşleri genç için önem kazanmaya başlar. Ergen, gruba ait olmak, kabul edilmek için veya arkadaşlarından onay görebilmek için onların hareketlerini ve tutumlarını benimseyebilir.
Arkadaş ilişkileri, anne-baba ilişkisinden farklıdır ergen için. Anne-baba yol gösteren, doğruları söyleyen, karar verendir. Arkadaşlar, daha eşit bir sosyal ortamdır. Arkadaşlar eşit bilgiye ve otoriteye sahiptirler. Akranları ile kurduğu ilişkide genç, başta eşit sosyal ilişki kurmayı güvenli davranış göstermeyi kendi düşüncesini ifade etmeyi, başkalarının fikirlerini hoşgörü ile karşılayabilmeyi öğrenir. Aynı zamanda bu süreçte ergen, aileden gelen değer yargıları ile arkadaşlarından gelen değer yargılarını birbirleri ile uyuşturma uğraşısı içindedir.
Özel Öğrenme Güçlüğü Bir Zeka Problemi midir?
Terapiniz bireysel ve ya grup hiç fark etmez; diğer psikolojik danışmanlık alanlarında olduğu gibi konuşulanlar danışan ile psikolog arasında kalmaktadır. İş psikolojisinde sadece bireysel sorunlar değil, iş ve iş yeri ile ilgili sorunlarda gündeme gelmektedir. Bu yüzden dolayıdır ki etik kurallara özel bir dikkat gerektirmek her zaman önem ve değer taşımaktadır.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Yaşla Birlikte Düzelir mi?
Geçmişte DEHB’nin ergenlik veya yetişkinlik döneminde azalarak kendiliğinden kaybolduğu düşünülmekteydi. Ancak son yıllarda DEHB’nin sadece çocukluk döneminde rastlanan bir sorun olmadığını, çocukluğunda bu teşhisi almış kişilerin yetişkin olarak da benzer sorunları yaşadığı kabul edilmektedir. Çoğunlukla dürtüsellik azalsa da dikkatini toplama ve organize olmada yaşanan güçlük devam etmektedir. Uygun rehberlik ve tedavi olduğunda çocuklar büyüdükçe güçlü yanlarını geliştirmeyi, dikkatlerini kontrol etmeyi, çevrelerini uygun bir şekilde düzenlemeyi ve enerjilerini spor gibi sosyal olarak kabul gören davranışlara yönlendirmeyi öğrenirler.
Cinsel Yönelim bir seçim midir?
Hayır. Cinsel yönelim çoğunlukla biolojik faktörler tarafından belirlenir ve genellikle ergenlik döneminde (bazen daha da erken) cinselliğin geliştiği zamanlarda şekillenir. Neredeyse tüm toplumlarda cinsel yönelimin bir seçim olduğu gibi yanlış bir egemen düşünce hakimdir. Bu da cinsel yönelimi heteresexüel olmayan azınlık kişiler için bir baskı unsuru oluşturur ve onların “değişmedikleri” taktirde önyargıya ve dışlanmaya maruz kalmalarına neden olabilir.
Eşcinsellik bir ruh hastalığı mıdır?
Hayır. Psikologlar, psikiatristler ve diğer sağlık uzmanları eşcinselliğin bir hastalık olmadığı görüşündedirler. 1973 yılında Amerikan Psikiatri Derneği ve 1975 yılında Amerikan Psikoloji Derneği eşcinselliği ruhsal hastalıklar listesinden çıkardı. Eşcinsellik yalnızca kişi kendi eğiliminden rahatsızsa ve bu da onun hayat kalitesini düşürüyorsa bir “sorun” olarak nitelendirilebilir. Bu aşamada terapinin sağlayabileceği şey kişinin kendini olduğu gibi kabul etmesinde yardımcı olmaktır.
Terapiyle cinsel yönelim değişebilir mi?
Hayır. Her ne kadar bazı doktorlar ve terapistler cinsel yönelimi, daha doğrusu eşcinsel yönelimi heterosexüel yönelime değiştirebileceklerini iddia etseler de bu genellikle kendi ideolojik fikirleri ve önyargılarından dolayıdır. Amerikan Psikoloji Derneği 1990 yılında değiştirme terapisinin işe yararlığı konusunda hiçbir bilimsel sonucun olmadığını hatta bu tür denemelerin kişilere yarardan çok zarar verdiğini yayınlamıştır.
|