ÇOCUĞUN YAŞAMINDA BABANIN ROLÜ VE ÖNEMİ
Özellikle okul öncesi yaştaki çocukların gelişiminde ailenin ve yakın çevrenin önemi, katkısı çok büyüktür. Gelişen toplum ve kadının onun içinde değişen durumu ile birlikte çocuğun hayatında etkili ebevyn olma tartışmalarında babanın da 20. yüzyılın büyük bir bölümünde farklı algılanan rolü değişmeye uğramaya başlamıştır. Artık annelerin evin dışında çalışmaları ve doğumdan kısa bir süre sonrasında iş yaşamına geri dönmek zorunda kalmaları babaların çocuğun hayatında sadece “ekmek parası kazanan” kişi olmaktan daha başka sorumluluklar almasına , çocukla yakınlaşmasına ve çocuğu yetiştirme sorumluluğunu paylaşmasına neden olmakta. Bunun yanında boşanma sonucunda çocuğun velayetininin babada olduğu durumlar bizim toplumumuzda da görülmeye başlandı.
Babalar bugüne kadar daha çok çocuklarla oynamayı ya da zamanı eğlenceli bir biçimde paylaşmayı tercih ederler ya da anne tarafında çocuğun disiplinini sağlamak amacı ile sert ve öfkeli otorite olarak gösterilirlerken, şimdilerde çocuklarının banyosuna yardımcı olan, alt değiştirmeyi kadın işi diye redetmeyen babaların sayısı da artmakta.
Baba çocuk arasındaki paylaşımın artması araştırmalara göre hem çocuğun gelişimini hem de babanın benlik kavramını ve kendine güvenini olumlu etkiliyor. Bu paylaşım onların çocuklarına karşı daha gerçekçi ve yapay olmayan tutumlar benimsemelerine ve daha sevecen olmalarını sağlıyor.
Babanın çocuğun yaşamını etkin paylaşımı çocuğun analitik düşünce yapısını, zekasını, sözel becerisini ve akademik başarısını olumlu etkiliyor. Bunun yanında çocuk daha çok içsel odaklı kontrol geliştiriyor, daha olgun ve bağımsız davranışlar gösteriyor. Özellikle erkek çocuklar için cinsel kimlik modeli yani erkek olurken örnek alacağı kişi ile paylaşım içinde olmak çocuğun kendini dış dünya ile ilişkilerinde örneğin diğer erkek arkadaşlarının yanında da daha korunaklı ve güvende hissetmesine yardımcı olmaktadır.
Babanın çocuğun yaşamında yer almasının başka bir etkisi de anne ve çocuk arasında doğum öncesi anne karnında iken oluşup doğum sonrasında devam eden bağın bağımlılığa dönüşmesini engelleyebilmesidir. Böylece çocuk iki ebeveynden de sevgi, bakım ve ilgi görebilmekte ve her ikisi ile de sağlıklı bağlanma yaşayabilmektedir. Başka bir deyişle annenin eteklerine yapışan çocuk resmini oluşturma riski azalır. Çünkü çocuk artık sadece anneden yani tek bir kişiden besleneceğini düşünüp ona yapışmayacak ve onu kaybetmekten aşırı kaygı duymayacaktır.
Bazı durumlarda baba çocuğun yaşamında anneninkine benzer biçimde rol aldığında anne uzun süredir söz sahibi olduğu rolü başkası ile paylaşmış olmaktan dolayı kayıp hissedebilir.
Peki babalar çocuğun hayatında nasıl sorumluluklar almakta ve alabilirler?
Bizim ülkemizdeki araştırmalar babaların çocukları ile çok az iletişim kurdukları daha çok çocukla ileriye yönelik kararların alınmasında sorumluluk taşıdıkları saptanmıştır.
Babaların en önemsedikleri rol maddi bakımdan çocuğa bakabilmek , sevgi ve şefkat göstermek. En az önemsedikleri rolleri ise çocukla oynamak ve çocuğun günlük ihtiyaçlarını karşılamak.
Oysa bir babanın erkek modeli olarak çocukla oynayışı annenin oynayışından çok farklı olduğundan sağladığı katkı da oldukça farklıdır. Belki bedensel itişli kakışlı ve anneye göre çocuğun bir yanına bir şey olacak dedirtecek kadar sert ama yararlı.
Bir başka deyişle babanın çocuğun hayatının her noktasında anne kadar etkin olması özellikle iletişim içinde olması babanın çocuğa verebileceği en önemli katkı.
Babanın çocuğun hayatında sadece korkulan ve akşam gelince gün içinde yaptıklarından dolayı azar işiteceği bir figür olması yerine, çocuğun aile içinde ve dışında yaşadığı sıkıntıları paylaşabileceği, karşılaştığı sorunlarla ilgili çözüm önerilerini korkmadan sorabileceği, yardımını ve desteğini koşulsuz hissettiği bir ebeveyn olması çocuğun özgüvenini geliştiricidir. Sadece eleştiren veya cezalandıran ,korkulan bir baba figürü, çocuğun babadan onay ve kabul görmeden büyümesine ve babayı ulaşılamayacak kadar mükemmel ve uzak olarak görmesine, genel anlamda kendinde yetersizlik ve becerisizlik duygusu geliştirerek yetişkin hayatına da yansımasına neden olur.
Ebeveynlerin bir yanlış düşünceleri de çocukların bebeklik dönemindeyken baba ile ilişki kurma ihtiyacında olmadığı, 3-4 yaş sonrasında ilişkinin gelişmesi gerektiği ile ilgilidir. Oysa tüm yapılan araştırma sonuçları bebeğin günlük bakımı yani alt değişimi, banyosu, doyurulması,ve oyun oynanması, eğitimi ile babanın da ilgilenmesi durumunda hem ileriye dönük ilişkinin daha olumlu geliştiği görülmüştür. Bunun yanında anne çocuk ilişkisinin hem anne hem de çocuk açısından daha besleyici olduğu saptanmıştır.
Daha önce de kısaca üzerinde durduğumuz gibi baba çocuk ilişkisine annenin de destek ve izin vermesi önemlidir. Babayı küçük çocuk ile olan ilişkisinde becerememek ve yapamamakla suçlamaması, başka bir deyişle ona baba ya da ebeveyn olarak yetersiz ve çocukla yalnız başına kalamayacak durumda olduğunu hissettirmemesi, bunun yerine bu beraberliği desteklemesi baba çocuk ilişkisinin gelişmesi açısından gereklidir.
Bir çocuğun hayatında annenin ve babanın rolü farklıdır. Hiçbir ebeveyn bir diğerinin rolünü de taşıyabilecek güçte değildir. Her ebeveyn kendi sınırı içinde çocuğun benlik algısını ve özgüvenini oluşturmasında destek verir.
Danışman Psikolog Banu Mısırlıoğlu
Erkek çocuğun ilk yıllarında babanın önemi
Babanın önemi oğlunun hayatında çok çeşitlidir. Bir baba, oğlunun yaşamı boyunca onu duygusal olarak taşıyan, koruyan, gerektiğinde model olan, zorlayan, motive eden, onaylayan ve yol gösterendir. Bir erkek hayatının farklı evrelerinde gelişimsel zorluklar yaşayabilir ve baba bu zorlukların üstünden gelinmesinde önemli bir rol oynar. Özellikle çocuğun ilk yıllarında baba oğlunun çeşitli ihtiyaçlarını karşılayarak oğlunun hayatında iyi bir “baba nesnesi” oluşturur. Bu ilk yıllarda babadan yoksun olmak çocuğun ileride duygusal ve zihinsel zorluklarla nasıl mücadele edeceğini etkiler. Bu çocuğun hayatında baskın bazı kişilik özelliklerinin oluşmasına yol açar.
Babanın ilk rollerinden biri; anne-bebek çiftinin oluşması için uygun ortamı yaratmaktır. Baba, annenin yanında olarak annenin “annelik ihtiyaçlarını” destekler ve bebeğiyle güvenli bir şekilde kaynaşmasına olanak sağlar. Babanın varlığıyla (anneyle işbirliği içinde) bebek “başkası”’nın içselleşmesini geliştirebilir. Baba kendi benliğinin bebeği tarafından zaman zaman ödünç alınmasına ve içselleştirilmesine izin verir. Böylece tutan (containing) baba hem bebeğe kendi özel benliğini yansıtır hem de kendini bebeğinden ayırabilir. Bu sağlıklı narsizimden yoksun olan babalar bebeği için gerekli güvenli ve kucaklayıcı ortamı sağlayamazlar çünkü çocuklarıyla bu ilişkinin içine girmeye ihtiyaç duyup anne-çocuk çiftinin dışına atılmaktan korkarlar.
Bir baba oyun aracılığıyla (güreşmek, havaya atmak, ve benzeri fiziksel aktivitelerle) bebeğin dış dünyaya olan merakını artırır. Böylece bebek babayı “besleyen” veya “tutan” kişi olmak yerine “heyecan veren” olarak deneyimler. Anneyle birlikte baba iyi bir anne-baba ikilisini oluştururlar: anne bakan, besleyen, baba da tertip ve organize eden kişi olur.
Babanın ilk iki yıl içindeki bir diğer önemi de bebeğin hayatındaki ilk anne-olmayan dünyayı temsil etmesidir. Üçüncü bir kişi olarak baba, bebeğin birebir aynalandığı ikili bir ilişkiden çıkıp birden fazla kişiyle ilişkiye girmesini sağlar. Babanın bu işlevi ayrıca bebeğin güçlü bir benlik duygusu geliştirmesine de yardımcı olur.
Bebeğin anneyle simbiotik (ayrışmamış) ilişkisi birinci yılın sonunda yavaşça son bulur. Bu süreç ne bebek ne de anne için kolay değildir. Eğer anne için bu ayrılma aradaki bağın tamamen kopması gibi hissedilirse o zaman anne simbiotik ilişkiye devem edip bebeğin ayrılmasını engelleyebilir. Bu dönemde babanın en önemli rolü annenin duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını tatmin ederek annenin bebeğe karşı kuvvetli (libidinal) duygularını azaltmak ve ayrışma/bireyselleşme sürecini en az zararlı şekilde çözülmesine yardım etmektir.
Son araştırmalara göre bir bebeğin üstbenliği (superego) hayatının ilk 2 yaşından itibaren oluşmaya başlar. Bebek daha ilk yıllarında, anneden tam ayrışmadan anneyi kendi bedeninin bir parçası olarak deneyimler. Anne bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayarak bebekte bir tüm-güçlülük (omnipotent) duygusunun gelişmesini sağlar. Eğer baba daha bebek bu duygudan sıyrılmadan (ki bu da ancak sağlılkı bir ayrışma/bireyselleşme sürecinden sonra mümkündür) bebeğin hayatından eksilir veya çıkarsa; babanın bu yok oluşu bebek tarafından kendi yıkıcılığının/agresyonunun sonucu olarak algılanabilir. Bu algı bebeğin kendine gelebilecek bir karşı saldırıdan korkmasına yol açabilir. Bunun sonucunda bebeğin üstbenliğinin (superego) vaktinden önce gelişmesine sebep olabilir. Böylece bebek kendi agresyonunu/yıkıcılığının tehlikeli olacağı algısını pekiştirir. Erken gelişmiş katı bir üstbenlik bebeğin kendiyle ilgili “kötü” ve “yıkıcı” bir kendilik duygusunun gelişmesine yol açabilir.
Anneden ayrışma sürecinde bebeğin hissedebileceği herhangi bir saldırgan, agresif duygu veya öfke tehlikeli algılanılacağı için dışarıya yıkıcılığını yansıtmamak için bebek bu tür duyguları kendine doğru çevirir. Babanın bu zamanlarda bebeğe sağlayabileceği en önemli yarar bebeğin bu tür duygularını yaşayabileceği duygusal bir alan oluşturmaktır. Bebeğin saldırgan ve agresif duygularını güvenlice ifade edebileceği, yansıtabileceği, hatta zaman zaman patlayan öfkesini kimseye zarar verme korkusu duymadan yaşayabileceği bir tarafsız bölge oluşturmaktır. Böylece baba bebek için öfkenin ve agresif duyguların nasıl taşınması, baş edilmesi ve uygunca ifade edilebilmesi ile ilgili model oluşturur. Bebeğin özerklik kazanmasına ve bireyselliğinin gelişmesine yardım eder.
Baba, anneye de bebeğe karşı hissettiği libidinal ve agresif duygularının yaşanmasında yardımcı olur. Baba hem anne hem de bebek için bir kalkan görevi oluşturur. Bu kalkanın eksikliği agresif duygularla başa çıkamanın öğrenilmesini güçlendirir.
Babanın ayrışma/bireyselleşme döneminde bebeğe yardım ettmesinin dışında başka bir rolü de oğlunun cinsiyet kimliğinin gelişimindeki ve dürtü kontrolündeki önemidir. Oğlunun erkeklik gösterilerini kabul ederek, oğlunun bu rolle özdeşlemesini kolaylaştırır. Bu aşamada tuvalet eğitiminin de önemli bir yeri vardır. Paylaşılan bu tuvalet aktiviteleriyle (ayakta işemesini modellemek ve öğretmek, beraber işemek) anneden ayrışmak ve annenin kadınlığından uzaklaşıp erkek rollerini benimsemek daha kolaylaşır.
Fakat erkek bebeğin cinsiyet gelişimi sadece babaya bağlı değildir. Annenin tutumu, kardeş olup olmaması ve kardeşle ilişkisi ve babanın yerini tutabilecek (üvey baba, dede, amca, dayı, vb.) olup olmaması da diğer önemli faktörlere örnektir.
Cinsi kimliği gelişen erkek çocuk anneden ayrılmanın ve onun gibi asla olamamanın (örn. anne gibi doğuramak) acısını hisseder. Bu, çocuğun babaya yönelmesinde, onu arayıp onunla özdeşleşmesinde önemli bir unsustur.
İlk yıllarında erkek çocuk için olumlu ve olumsuz duygularını ifade edebilme rahatını hissettiği ve gelişimi için ihtiyaç duyduğu bir babanın önemi çoktur. Aynı zamanda baba tarafından sevgi ve kabulle yetiştirilmesi çocuğa ilerki yıllarında bu karmaşık dünyayla baş etmesi için gereken güven duygusunu aşılar. Erkek bir ergen çocuğun ilişkilerinde olgun bir kişilik sergilemesinde önemli etkenlerden biri de daha bebeğin ilk yıllarından başlayan sağlam bir baba-oğul ilişkisidir.
Sinan Sayıt, Dr.,Psy.D
Baba Yokluğu
Babanın ayrılma, boşanma, ölüm veya duygusal ilgisizliği/uzaklığı yüzünden kaybı çocuk için ciddi gelişimsel zorluklara ve duygusal acıya yol açabilir. Yapılan bazı araştırmalarda, babasız çocukların uyku sorunları yaşadığı tespit edilmiştir. Bu çocuklar kronik kabuslardan ve kendi içlerinde birşeyin onları ele geçireceği korkusundan şikayetçidirler. Anneleri tarafından sakinleştirilmeye çalışılması işe yaramadığı gibi bu korkularını daha da arttırmıştır. Bu araştırmalar her ne kadar bu problemlerin babanın eksikliğinden mi yoksa annenin bu eksiklikten duyduğu gerinlikten mi kaynaklandığını ayırt etmemişse de, her iki ihtimalde de babanın eksikliğinin tetiklediği bir sorun olduğu görülür.
Babanın bebeğin hayatındaki ilk işlevlerinden biri onun agresif dürtülerini ve fantazilerini kontrol etmesine yardım etmektir. Babayı boşanma sonrası kaybeden bir çocuğun agresyonunu kontrol etmede ciddi srounlar yaşama ihtimali vardır. Çocuk babasının dönmesine ve kendi agresyonuyla baş etmesine yardımcı olmasına ihtiyaç duyabilir. Bu özlem, “baba açlığı” (father hunger) veya “baba susuzluğu” (father thurst) olarak adlandırılmıştır. Bu iki terim de baba özleminin bebeğin dünyayı ağız yoluyla (emzirme ve eline geleni ağzına götürerek anlama çabası) tanıdığı ilk yıllar olan oral döneme gönderme yapar. Babaya duyulan bu özlem sadece bir duygu olmaktan çok bebeğin kendiliğini oluşturan dürtüleri, savunma mekanizmalarını, iç idealleri ve engelleri içerir.
Çocuğun babasını nasıl kaybettiği de bu olgunun şekillenmesini etkileyebilir. Terk edilmişlik duygusu çocuğun ilerki hayatında yerleşmiş bir bilinçaltı tema olabilir. Babadan yoksun çocuklar uzun süre (bir araştırmaya göre en az 5 yıl) baba özlemi ve bununla birlikte seyreden mutsuzluk ve depresif duygu durumunu hissedebilirler.
Babanın ölümünün çocuk gelişimi üzerindeki etkilerinde; çocuğun hem baba hem de anneyle geçmişi, kayıbın çocuğun hangi gelişim sürecinde (kaçıncı yaş) olduğu, ve annenin kocasının kaybıyla nasıl başa çıktığı önemli etkenlerdir. Bazı durumlarda anne isteği dışında (bilinçaltında) çocuğu bu kayıp için suçlayabilir. Hatta, bazı durumlarda babanın ölümü annede çeşitli nedenlerden dolayı ağır bir suçluluk duygusu (örn: çocuğuma uygun bir baba seçemedim, kocama yardım edemedim, veya kocamı ölümden kurtaramadım, vb.) hissetmesine yol açabilir.
Baba her zaman mevcuttur. Babasız çocuklarda bile varlığı hissedilebilir. Babanın yokluğunda çocuk çoğu zaman hayali bir babayı içselleştirebilir. Bu hayali kendi içinde taşıyabilir ve bu hayalin olumlu ya da olumsuz yanlarıyla özleşebilir.
İçselleştirilen baba nesnesinin hem olumlu hem de olumsuz yanları barındırabilmesi çocuğun ilerki ilişkilerinde nasıl davranacağını belirleyebilir. Bu iki özelliğin birleştirilmesinde yaşanan güçlük (hem olumlu hem de olumsuz özelliklerin aynı kişide barındırılmasının güçlüğü) bu kişinin ilerki yetişkin ilişkilerinde başkalarını önce idealize edip sonra o ideallere ulaşamadıklarını görüp büyük hayal kırıklıkları yaşamalarına sebep olabilir. Bu içselleştirilmeye çalışılan iki-uçlu, yarılmış baba imgesi, yani ideal ve hayal kırıklığına uğratan/terk eden baba imgesi, kişiye ilişkilerinde sürekli idealize edilmiş insanlar tarafından önce sevilip sonra terk edilme duygusunu yaşatır. Babanın yokluğunda çocuğun yarattığı idealize edilmiş baba hayali (fantazisi) bazen de çocuğun kayıp ve terk edilmişlik duygularıyla başa çıkmasında yardımcı olabilir. Eğer hayali baba figürü sevgi dolu ve şefkatli ise çocuğun sağlıklı bir aile üçgeni (anne-baba-çocuk) kurmasına yeterli olabilir.
Babanın erken yıllardaki eksikliğinin çocuğun gelişen kişiliğinde önemli bir etkisi olabilir. Babasız çocukların kişilik gelişimleri babalarını ne şekilde kaybettikleriyle şekillenebilir. Bu etkileşim babalarını tanımayan veya özlemeyen çocuklarda da mümkündür. Dolayısıyla, babaların yokluklarında (yokluklarıyla) bile çocuğun hayatında kim olduklarıyla ilgili kalıcı bir rolü vardır. Çocukların babaları tarafından nasıl terk ediledikleri içselleştirdikleri baba nesnesiyle olan ilişkilerini de etkiler.
Bazı çocuklar daha babaları ölmeden ayrılık, boşanma veya duygusal uzaklık (madde ve alkol bağımlılığı, veya ruhsal hastalık ya da ilgisizlik) yüzünden terk edilmiş hissedebilirler. Fakat babalarının ölümü bir gün beraber olabilme hayallerini yıkabilir. Bu çocuklar idealize ettikleri baba hayaline tutundukları ve ondan vaz geçemedikleri zaman babanın yasını tutmakta büyük ölçüde zorlanırlar. Babaları hakkında, onun nasıl biri olduğu, neden öldüğü ve ilkin neden terk ettiğiyle ilgili gerçek olmayan fikirlere sahip olabilirler. Anne-baba tarafından terk edilmek bir çocuk için özel bir kayıp duygusuna ve benliğinde ağır bir yaralanmaya yol açabilir. Bu kişi ileride empati kurmada güçlük, depresyon, boşluk hissi, suça yatkınlık, bağımlılık, kontrolsüz öfke, patolojik yalan söyleme, hastalık hastalığı ve abartılı bir kendilik algısı gibi sorunlar yaşayabilirler.
Bazen bu çocuklar baba imgesinin eksikliğinden dolayı kendi kimliklerini oluşturmada güçlük çekebilirler. Çoğu babası ölen çocuk ileride babasıyla ilgili topladığı bilgilerle avunsa da, erken yaşta terk edilmiş çocuklar babalarıyla ilgili herhangi bir bilgi toplamada duygusal güçlük yaşayabilirler. Terk etmiş babaları hakkında çok elle tutulur bilgileri olmayabilir ve bildikleri de çok acı verebilir.
Yetişkin biri olarak baba açlığı çeken bir kişi çeşitli duygusal, ilişkisel ve seksüel sorunlar yaşayabilir. Bilinçli veya bilinçaltı hissedilen bir baba korumasının, ilgisinin ve sevgisinin derin özlemi gelişim süresince erotikleştirilebilir. Dolayısıyla herhangi bir dugusal ve/veya cinsel ilişki bu özlem tarafından şekillenebilir. Bu erkekler, duygusal ilişkilerinde terk edilme korkusu, güven sorunu ve hayalkırıklığı yaşamaya yatkındırlar. Bu insanlar ayrıca olaylarla başa çıkmada başkalarından yardım alabilmede ve sembolize edebilmede güçlük çekebilirler. Kendi kendilerini kısıtlayan, zarar veren, dürtüsel olaylar içine girebilirler.
Babayı ve onun sevgisini erken bir dönemde kaybetmek ilerde bu kişinin özgüven eksikliğine, başarılarından yeterli tatmin duygusunu yaşayamamasına ve çok çabuk incinme ve alınmasına yol açabilir. Bu kişiler ayrıca öfke kontrolünde, iç seslerini dinlemede sorun yaşayabilirler.
Bazı durumlarda baba eksikliği bir boşluk olarak yaşanabilir. Böyle biri kendisini diğer kişilerden daha farklı hisseder. Bu durum kişi için kendi özünü (terk eden ve sonra ölen, güvenilmez bir babanın çocuğu olmak) inkar edip, sahte bir kendilik geliştirmesi tehlikesini arttırır. Geçmişlerinde erken yaşlarında babaları tarafından terk edilen kişiler, her yakın ilişkilerinde, özellikle romantik ilişkilerinde, bu terk edilmişliğin hayaletleri tarafından rahatsız edilebilirler.
Sinan Sayıt, Dr.,Psy.D
İKİNCİ ÇOCUK VE ANNE BABALIK
Anne babalar bir çocuk daha yapmaya karar vermeden önce neleri düşünmeliler?
Bizim önem verdiğimiz konulardan bir tanesi, çocuğun (bu birinci de ikinci de olabilir) aile için herhangi bir kriz döneminde veya kriz döneminin hemen arkasından gündeme getirilmemesi. Bu kriz, aile içinde herhangi bir kayıp, ölüm, büyük bir değişim, örneğin ev değişimi ya da yuvaya ya da ilkokula başlamak olabilir. Bu tarzdaki büyük değişimlerin arkasından ikinci çocuğun gelmesinin, birinci çocuk açısından da sıkıntı yaratacak bir durum olduğunu düşünüyoruz. Özellikle birinci çocuk, yeni gelen kardeş fikrine alışmak için, bir adaptasyon süreci geçirecektir. Bu adaptasyon süreci birinci çocuk için zaten bir kriz durumu yaratır. O yüzden, farklı bir krizle başederken bir de böyle bir krizin geliyor olması işleri iyici içinden çıkılmaz hale getirir. Aile için de durum bundan farklı değildir, çünkü aile aynı şekilde bir krizle başederken, yeni çocukla gelecek ve çok doğal olan çatışmalarla başetmek zorunda kaldığında durum daha sıkıntılı bir hale gelecektir. Aile bu durumda sorunlarla daha zor başedebiliyor ve çatışmalar daha zor çözülebilir bir hale gelebiliyor. Mesela bir kaybın ardından çocuk yapmaya çok rastlıyoruz. Anne babanın hayatında önemli olan bir şeyin kaybı... Bu kayıp bir iş kaybı olabildiği gibi, bir insanın kaybı da olabilir bu. Kayıp yaşandığı zaman ailenin bir yas dönemi ve o süreci atlatma dönemi var. Atlatma derken, geçiştirmeden bahsetmiyoruz. Gerçekten o yasın tutulması, o ailenin tekrar toparlanmasından bahsediyoruz. Aile, deprem gibi bir sallantı geçiriyor. Sütunlar, kolonlar zarar görüyor. Oraları biraz onarıp, sağlamlaştırdıktan sonra yeni bir yaşama ve yeni bir şeye can vermeye açık olabiliyorlar. O yüzden aile içindeki çok önemli bir kaybın hemen ardından çocuk yapmamak çok faydalı. Böyle bir durum olduğu takdirde bir danışmanlık yardımı almak faydalı olabilir.
Çiftlerin, anne baba olmaya hazır olması gerekir. Bu, birinci çocuk için de ikinci çocuk için de geçerli. Her yetişkin erkek ya da kadın anne baba olmaya, ergenlik döneminin sonrasından itibaren hazır olmuyorlar. Anne baba olmaya hazır olma, bir süreçtir. Kişilerin yaşamı içinde belirli basamakları tamamladıktan sonra ulaştıkları bir süreç, anne baba olmaya hazır olma süreci. Yani, başkaları istiyor diye çocuk yapılmamalı. Ya da ailenin diğer çocuğunun isteği doğrultusunda ikinci çocuğa karar verilmemeli.
Çocuk anaokulu gibi eğitim ortamlarında ya da içlerinde bulundukları sosyal grupta kardeşi olan yaşıtlarını görerek sorduğu bir soruyu “kardeş istiyor, yapalım” gibi bir şekilde algılayıp, “çocuğumuz kardeş istiyor, onun için yapalım” gibi bir sebebe odaklanarak çocuk yapmamak çok önemli. Bir de “çocuğumuz tek çocuk olarak büyümesin , sorunlu olabilir” düşüncesi ile de anne babalar hazır olmadıkları halde ikinci çocuğu yapabiliyorlar , ki bu da oldukça sakıncalı bir durum. O zaman ikinci çocuk için en doğru zamanlama nedir?
Duygusal olarak ne zaman hazırlarsa, o zaman. O yüzden de anne babanın ikinci çocuk için kendilerini hazır hissetmesi önemli. İstiyoruz, ama neden istiyoruz? Ailemiz buna müsait mi?
Öncelikle birinci çocuğu belirli bir noktaya getirebilmek önemli. Bu, yaşla ilintili değil. Biz anne baba olarak bir çocuğu geliştirip büyütmekten zevk alıyoruz, keyif alıyoruz, mutluyuz. Bu konuda duygusal olarak iyi hissediyoruz. Gelinen bu noktada belki ikinci çocuk yapılabilir, Ama birinci çocukla problemler varsa, aile içi ilişkilerle ilgili sıkıntılar yaşanıyorsa, ikinci çocuk yapıldığı zaman gerçekleşen duruma birinci çocuk açısından bakalım: ?Ben bir şeyleri yapamadım. Kötü çocuk oldum. Benim yerime bu yeni bebeği yaptılar.?
Anne babalar bazen çocukları disipline etmek için, bazı çatışmalarla karşılaştıklarında "kötü çocuk olma ya da yaramazlık yapıyorsun, ben çok üzülüyorum," gibi sözler kullanıyorlar. Bir süre sonra çocuk çok kolaylıkla bir olay ile bu sözler arasında bir bağlantı kurabiliyor. “Ben yaramazım, anne babamı üzdüm, şimdi onlar benim yerime yeni bir çocuk yapacaklar, o daha uslu olacak”. Hatta özellikle doğru zamanlama noktasına bakarsak; çocuk anaokuluna veya ilkokula başlıyor, ilk kez aileden ayrılıyor. Ayrılma süreçlerinde kardeş geldiğinde, bir de az önce vurguladığımız kendisiyle ilgili kafasında olan “kötü çocuk” düşüncesiyle boğuşurken, çocuk şöyle düşünebilir: “beni evden uzaklaştırıyorlar, başka bir çocuk geliyor, yerimi dolduracak.Annem bütün günü onunla geçirecek” Eskiden annem o zamanı benimle geçirirdi o benim yerimi aldı. . İkinci çocuk yapma kararı ilk çocuğa ne zaman ve nasıl açıklanmalıdır? Burada çok tanımlı, yani şu yaşta, şu dönemde gibi bir şey söylemek pek mümkün değil. Bu sorunun, çocuğun gelişimine, yaşına, kişiliğine, aileye, ailenin gelişimine bağlı olarak değişen bir cevabı var.
Anne babaların söylediği bir şey var: ona bir yetişkinmiş gibi davranıyorum. Bu, aslında ilk bakışta olumlu bir yaklaşım ve bakış açısı gibi görünüyor ama biraz önce de söylediğimiz gibi, o aile içinde anne ve baba yetişkin, o ise çocuk. Aile içindeki statüsü, çocuk olmak. Bu noktada bu karar ne zaman söylenmeli? Anne hamile kalmadan önce, buna karar verildiği zaman birinci çocuğa bu haber verilirse, bu, çocukta kaygı yaratıyor.
Her ailenin dili farklıdır. Önemli olan oradaki temel şeyi söylemek. Yani ?seni seviyoruz ve bir tane daha çocuğu dünyaya getirmek istiyoruz.? Yani, ikinci çocuk, birinci çocuğa alternatif değil. En önemli nokta bu. Şu da doğru değil: ?Sen yanlız kalmayasın diye bir kardeş yapacağız.? Çocuğa yeni gelen çocuğu sevdirmek anlamında, ?sen onunla oynayacaksın? gibi, özellikle başlangıç döneminde, ikinci çocuk daha bebekken gerçekçi olmayacak ve birinci çocuğu belki de hayalkırıklığına uğratabilecek beklentileri de oluşturmamak önemli. Birinci çocukların, kardeşleri olduktan sonra yaşayacakları çok doğal bir süreç var. Sadece doğma sürecini kastetmiyorum; annenin hamilelik sürecini de kastediyorum. O dönemde birinci çocuklar öfke, kıskançlık gibi duygular yaşıyorlar.
Mesela bazıları, annesinin memesini yeniden emmeye başlamak ister. Altına yapabilir. Annesinin küçük bebeği olmak ister. Oradaki duyguların da çıkması lazım; kıskançlığın da, öfkenin de. Dolayısıyla anne babalar, bunlara hazırlıklı olmalılar. “Çocuğu iyi hazırlayalım da, kıskanmasın” gibi bir düşünce aslında gerçekçi değil. “Sen onu çok seveceksin, ona oyuncağını vereceksin,” birinci çocuğa gizli olarak "sen onu kıskanmamalısın, ona öfkelenemezsin, öfkelenmemelisin" gibi bir mesaj verip ona yine aşırı bir sorumluluk yüklenmiş olunur. Çocuk doğal olarak bu duyguları yaşarken, bir taraftan da böyle mesajları aldığında kendisini suçlu hissedecektir. Suçluluk duygusu da, bu bahsettiğimiz öfke, kıskançlık gibi olumsuz duyguları aslında daha fazla olmasına neden olur ve çocuğu çatışmaları daha da artıracak bir sürece sokar. Anne baba da birinci çocukların öfkesini, kıskançlığını, verdiği çatışma oluşturacak tepkilerin anlaşılabilir olduğunu, doğal bir süreç olduğunu kabul ederse; birinci çocuk da bir süre sonra bunu kabul edecektir ve bu da çocuğun olumlu duygularını çıkarması için kendisine alan tanımlayabilmesine yardımcı olacaktır.
Eşlerden birinin ikinci çocuğu istediği, diğerinin istemediği durumlarda ne yapılmalıdır?
G.S Bu konuyu çok önemli buluyoruz. İki tarafın da isteği olmalı. Çiftler bu noktada birbirlerini zorlamamalı.
Gizli olduğunu düşündüğümüz şeyler de dahil olmak üzere, her şeyi çocuklar anlayabiliyorlar. Bilmek denilebilecek tam bir farkındalık düzeyinde değil; sezgisel bir anlayış. Bu konunun da aslında çok farkında oluyorlar ve aile içi dinamiklerin çok farklılaşmasına neden olabiliyor.
Çocuk da diğer ebeveyn ile olan ilişkisini, ebeveynin tavırlarından dolayı anlamlandırıyor. İsteyen taraf ise çocuğu aşırı korumaya alabiliyor. Ona yapışabiliyor. Özellikle iki çocuksa, iki ebeveyn arasında çocukları paylaşma durumu oluşabiliyor. Hem anne hem baba olmaya çalıştığı için sürekli ona konsantre oluyor. Bu durumda bütün ailenin değişmesi söz konusu. Birinci çocuk da bu durumda bu ilişkilerin dışında kalıyor.
Eğer ebeveynden biri ikinci çocuğu istemiyorsa, bu noktada bakılacak asıl nokta çiftin ilişkisidir. Çift, kendisine zaman tanıyıp, bu dönemde belki bir çift danışmanlığı alıp düşünmeli. Bunların sonrasında bir karar vermek çok faydalı. Yoksa, çatışma bir yerlerde kalıyor ve devam ediyor. Ve yazık ki, çocuk üzerinden devam ediyor.
Çocuğun iki ebeveyn tarafından da taşınması çok önemli. Bunu bir yük anlamında değil duygusal taşımadan bahsediyoruz. İki taraftan biri istemediğinde, çocuğu bir kişi taşıyacaktır.
Uzm.Danışman Psikolog Zeynep Banu Mısırlıoğlu
ANNE OLUYORUM !
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Bu haberin öğrenildiği an birçok farklı duygunun aynı anda yaşandığı nadir anlardan biridir. Mutluluğun yanı sıra, şaşkınlık, merak ve kaygı belki de yaşanan diğer duyguların en önünde yerlerini alır. “Evet, bebek bekliyorduk, ama yine de inanamıyorum!”, “Planlı değildi, sürpriz oldu!”, “Acaba bir test daha mı yapsam?” gibi konuşmalara çoğumuz şahit olmuşuzdur.
Nedir bir anneyi bu kadar şaşırtan ve ardından düşündüren? Bilinmeyen bir durumla karşılaşmak mı? Kendisini bekleyen annelik serüvenini nasıl yaşayacağı mı? Yoksa eşiyle olan ilişkisinde yaşanacak değişikler mi? Kesin olan şu ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Bu değişimin en yakın ve somut örneği anne adayının bedenindeki değişikliklerdir. İlk haftalarda yaşanan mide bulantıları, uykusuzluk, yorgunluk gibi durumlar hamileliği çekilmez yapabilir. Tüm bu fizyolojik değişimler ve beraberinde gelen ruhsal çalkalanmalar adeta geçmiş ergenlik dönemimizi anımsatır bize. Tıpkı kimlik krizi yaşadığımız ve kendi deneyimlerimize odaklandığımız gençlik döneminde olduğu gibi, anne olma ile de yeni bir role hazırlanırken kendimiz hakkında ne çok şey öğreniyoruz.
Örneğin, anneliğe hazırlandığımız bu dönemde, kendi annemize daha yakınlaştığımızı görmek bir tesadüf olmasa gerek. “Bulduğum her fırsatta anneme kendi çocukluğumu soruyordum... Özellikle hamileliği nasıl geçmiş, doğum nasıl olmuş, tüm detaylarıyla anlatmasını istiyordum” diyordu bir dostum ilk annelik deneyimini paylaşırken. Sorduğu sorularla, en yakınındaki örnek olan annesine daha çok ihtiyaç duyduğunu hissederken, bir yandan da onunla girdiği eski çatışmaları yeniden canlandırıyordu.
Bunun yanı sıra, çocuğu olan arkadaşlara ya da çevredeki diğer annelere bu dönemde daha farklı bir gözle bakmaya başlanır. Belki de anne olmaya hazırlanmanın en kaçınılmaz süreçlerinden biri yapılan bu gözlemlerdir. Attığı ilk tekmelerle varlığını iyice hissettiren miniğiniz, size annelik düşlerini yaşatmaktadır. “Ben asla böyle davranmayacağım” ya da “Ben de böyle bir anne olacağım” derken zihninizde nasıl bir bir anne olacağınız ile ilgili bir model şekillenmeye başlamıştır.
Doğum yaklaştıkça, karnınızın iyice büyümesi ve bebeğinizin artan hareketleri, onu daha sık hatırlamanızı sağlar ve onunla ilgili yapılacak hazırlıkları gündeme getirir. Bu dönemde annelerin yoğun bir şekilde bebekleriyle ilgili fantaziler kurdukları görülür. Bir yandan nasıl bir bebek olacağını, fiziksel ve duygusal özelliklerini hayal ederken, bir yandan da yaklaşan ayrılma dönemini düşünürler. Henüz doğmamış, fantazilerinizde yaşattığınız bebeğinizle vedalaşmak ve dünyaya gelen gerçek bebeğinize “hoşgeldin” diyerek onu olduğu gibi kabul etmek, anne olurken atacağınız en önemli adım olacaktır.
Uzm. Danışman Psikolog Filiz Çetin
ˆ Sayfa Başına Git |