Favorilere Ekle - Açılış Sayfası Yap - Tavsiye Et
Çalışma Alanlarımız
Çocuk
Sizde Yapabilirsiniz
Oyun Grubu
Ergen
Yetişkin
Çift İlişkisi
Beden İmajı ve Yeme Bozuklukları
Gay, Lezbiyen, Biseksüel, ve Geçiş Kişisi (GLBT)
Oyun Terapisi
Makaleler
Filial Terapi
 
 
Adınız ve Soyadınız :
E-Posta Adresiniz
 
 
 
Adres
Tütüncü Mehmet Efendi Cad.(İstasyon Cad.) Bekirpaşa Apt. No:12 D:1-7
GÖZTEPE-İSTANBUL
Telefon
(0216) 358 26 64 - 358 13 43
Fax
(0216) 385 05 26
GSM
0533 735 19 01
Anasayfaya / Önceki Sayfa

Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmanın yolları
Her çocuk farklı kişiliğe sahiptir. Zihinsel, fiziksel, duygusal ve sosyal gelişim için farklı kapasitesi vardır. Çocuğunuzun kendi potansiyelini bütünüyle farketmesi, onunla aranızdaki iletişime bağlıdır.

Anne babalar çocuklarıyla kurdukları iletişimde şu üç temel beceriyi sürekli olarak kullandıklarında çocukların sevgi, saygı, özkontrol, sorumluluk ve özgüven geliştirdikleri görülür. Onların duygularını yansıtarak dinleyip  güçlü yanlarının farkına varmalarını sağlayıp cesaretlendirerek ve onlara uygun şekilde sınırlar koyarak, “anne-baba” lık becerileri geliştirilebilir.

Çocuğunuzu dinlemeniz, onun söylediklerinin ya da söyleyemediklerinin arkasındaki duyguyu tanımlamanız ve ifade etmeniz demektir. Böylece ona vermiş olduğunuz mesaj : “Seni olduğun gibi kabul ediyorum ve duygularını anlıyorum” olur.  Çocuğunuzun duygularını tıpkı ayna gibi yansıtarak, yaşadıklarını daha açıkça anlamasına yardımcı olabilirsiniz.

Karmaşık duygular yaşayan bir kişinin farklı bakış açılarını yakalama becerisini kaybettiğini görürüz. Bu durumda çocuğun sorununu çözmesine destek olmak için ona  duygularını yansıtabilirsiniz. Böylece çocuğa duyulduğu ve kabul edildiğini hissetmesine; çocuğun kendi duygularını anlamasına ve kabul etmesine fırsat verir; konuşmayı sürdürmesi için onu cesaretlendirmiş olursunuz..

İletişim süreçleri bazen sözel, bazense sözel olmayan ifadeleri içerir. Hareketlerimiz, yüz ifadelerimiz, sesimizin tonu dinleyip dinlemediğimizi gösterir. Örneğin gülümseyerek, kaşımızı çatarak ya da dokunarak sözel olmayan şekilde iletişim kurabiliriz.  Öncelikle sessiz kalarak, aşırı korumacı davranmadan ve söylediklerine karışmadan dinlemek, ona kabul edildiğinin mesajını verir. Çocuğumuzun duygularını kabul ederek ve yargılayıcı olmadan sözel ve beden dilimizle cevap verdiğimizde, empati göstermiş, iletişimi ilerletmiş ve ilişkiyi güçlendirmiş oluruz.

Çocuklar bazen doğrudan “(örneğin, “Bu çocuktan nefret ediyorum”) gibi mesajlar gönderseler de, genellikle duygularını kelimeler yerine, beden diliyle ya da ses tonuyla ifade ederler. Örneğin: “Bütün çocuklar benimle alay ediyor!” diyen bir çocuğun ses tonu ve gözyaşları size acı çektiğini söyler, ama çocuk henüz “ Bütün çocuklar benimle alay ediyor,  bu beni çok incitiyor ve reddedilmiş hissediyorum” dememiştir.

Çocukların düşünme ve mantık kurma becerileri henüz yeterli derecede gelişmese de, yaşadıkları duygusal deneyimleri çok daha iyi anlayabilirler. İyi bir dinleyici, çocuğun ifadelerine eşlik eden duygulara duyarlıdır ve onu yansıtır: “Arkadaşların seninle alay ettiklerinde inciniyorsun.” Duyguyu yakalayıp, onu yansıttığınızda, çocuk onu anladığınızı bilir. Aynı zamanda çocuğunuzun kendini anlama becerisi artar, yaşadıklarını ve duygularını kelimelerle ifade eder.

Çocuklar duygularını sizinle doğrudan paylaştığı zaman, (örneğin, “Bu çocuktan nefret ediyorum”) bu duyguyu tanımlayarak ona basitçe cevap verebilirsiniz: “Ona gerçekten kızgınsın!” .

Çocuğunuzu duygularını açıklaması için asla zorlamayın. Çocuğunuza vereceğiniz iyi planlanmış cevaplar, onun özel dünyasına giriş yolunu açar. Ancak çocuğunuz sizin konuşma ya da yardım talebinizi kabul etme ya da reddetme özgürlüğünü hissetmelidir. İhtiyaç duyduğunda ve güvende hissettiğinde konuşacaktır- özellikle onun duygularını kabul ettiğinizi ve onu anlamaya çalışacağınızı bilirse bunu yapması daha da kolaylaşır. Sabırlı bir şekilde çocuğunuzun duygularını açmasını beklemeniz zor olabilir ve bu da size hayal kırıklığı yaşatabilir; ama çocuğunuzun duygularını yansıtacak anahtar onun söylediklerini takip etmektir.

Çocuğunuz sizinle duyguları hakkında konuşmak isteyecektir. Bu özellikle kızgınlık, incinme ya da üzüntü gibi yoğun duyguları yaşadıkları zaman görülür. Vereceğiniz cevap değişim için kapıları açabilir. Örneğin çocuğunuz “Hiçbir şey yapmama izin vermiyorsun!” dediğinde ona “Kızgın hissediyorsun ve benim haksızlık yaptığımı düşünüyorsun” diyebilirsiniz. Bunun üzerine çocuğunuz, “Evet, aynen öyle! Bana bebek gibi davranıyorsun!” diyebilir. Şimdi ne yapacaksınız? Paniklemeyin ve onun duygularını  yansıtmaya devam edin.: “Sana güvenmediğimi düşünüyorsun”. Ve sorun ortaya çıkıp, sonuçlanana dek ya da çocuğun ses tonu ve davranışı durmak istediğini gösterene dek yansıtmaya devam edin.

Eğer çocuk hemen cevap vermezse cesaretinizi kaybetmeyin. Kurduğunuz bu yeni iletişim şeklinin çocuk için de yeni bir deneyim olduğunu unutmayın. Farklı şekilde konuştuğunuz için ilk zamanlar rahatsız hissedebilir. Ancak dinleme ile ilgili denemeler yaparsanız, birçok fırsat yakalayabilirsiniz. Çocuklar her zaman bu dinleme zamanlarında sorunlarını çözmezler. Sizin sabrınız ve çabalarınız çocuğun sorunlarını daha sonra tekrar ele almalarına fırsat verir.
Uzm. Danışman Psikolog Filiz Çetin.

 

 

ÇOCUKLARIN KORKULARI

Korku duymak insanlar için en do­ğal duygulardan biri. Çünkü korkma duygusu insanın kendisi­ni koruması için gelişen bir duygu. Ye­tişkin insanların bile hayatları boyunca duydukları korkular olur. Dolayısıyla bir yetişkinin desteğine ve bakımına ih­tiyaç duyan bir çocuğun da korku duy­ması normaldir. Korkular çocukların gelişim dönemlerine bağlı olarak gelişebildikleri gibi, ailenin veya çevredeki kişilerin sözleri veya davranışlarıyla da ortaya çıkabiliyor.

            Korku normal gelişimin bir parçası

            Herkes için olduğu gibi çocuklar için de korku koruyucu bir tepki olarak normal gelişimin ve kişisel olgunlaşma­nın bir parçasıdır. Çocuklardaki korkuların nedenleri şöyle açıklanabilir: Çocuklar düşünme ye­teneklerinin ve deneylerinin sınırlı ol­ması ve hayalgüçlerinin zenginliği ne­deniyle yaşadıklarını gerçekçi olarak değerlendiremezler. Gördüklerini çarpıtarak, abartarak ya da benzetmeler yaparak korkulu sonuçlara varabilirler. Ancak yaşları ilerledikçe ayrılıkların, acıların, hastalıkların ve ölümün olduğu bir dünyayı olduğu gibi görmeye cesaret etmek ile güven geliştirirler. Kendileri­ni sevindiren bir şey yaptıklarında, bir durumu kontrol edebildiklerinde ve değişim sağladıklarında, kendi yetenekle­rine, güçlerine inanırlar ve özgüven oluştururlar.

 

            Korkuların yaşı

            Gelişim dönemlerine paralel olarak ço­cuklarda belirli korkular belirli yaşlar­da ortaya çıkar. Çocuğun belirttiği korkular doğrudan sözel ya da sözsüz ifadesiyle ya da oyna­dığı oyunların içeriği ile gözlemlenebi­lir. Yaşamının ilk yılında duygular orta­ma göre sıklıkla değişkenlik gösterir. Bu yaşta annesinin yani ona ilgi ve şefkat gösteren kişinin kaybolmasıyla ilgili bir kaygı yaşar. İkinci yılda çevreyi keşfet­me heyecanı, girişkenlik ve bağımlılık arasında gel-gitleri oynayan çocuk, ilk yılda olduğu gibi yine bağlandığı yani ona bakan kişiyi (anne, bakıcı) kaybet­me korkusu ile ilgili kaygı yaşar. Sözel becerilerin arttığı ve duygularını ben­merkezci düzeyde (her şey benim için) yaşamaya devam eden 3 yaş çocuğunun dünyasında sevdiğini kaybetme korku­sunun yanı sıra anne-babanın kabul ve onayını kaybetme korkusu da yer alır. Ancak bu dönemde daha erken dönem­lere göre korkularını daha iyi tolere edebilirler, çünkü zihinlerinde istedikle­ri görüntüleri canlandırma ve fantezi kapasiteleri artmıştır. Örneğin, çocuk “annem beni yuvadan almak için geri dönecek” diyerek korkusunu bastırabi­lir. 4 yaşında ise bir önceki dönemin korkularının yanı sıra eve hırsız girmesi, kaçırılmak ve kendine zarar verilmesi gibi korkular ortaya çıkar ama genellikle bu durumla gerçek değil ya da rüya diyerek başaçıkmaya çalışır. Okul öncesi döneme yaklaştıkça çocukta çevresi tarafından onay ve kabul görmenin hazzı artar. Aynı zamanda rekabetin artması ile beraber performans kaygısı belirir.

 

            KORKU ÇEŞiTLERİ

           

     Ölüm korkusu

            3-6 yaşlar arasında çocukların ölümle ilgili soruları olabilir. Bu dönemlerde çocuğun en korktuğu ko­nu, annesinin ölmesi veya onu terk et­mesidir. Ölüme geçici bir olay gibi ba­kar, ölenin geri gelebileceğini veya me­lek olup yaşayabileceğini düşünür. Bu nedenle kızdığı zaman karşısındakine 'Öl' diyebilir. Küçük çocuklara ölümü açıklarken hastalık veya yaşlılıkla bağ­lamak sakıncalıdır. Sevdikleri hastalan­dığı zaman veya yaşlı olan yakınları için endişe duymaya başlarlar. Ölümü uzun bir yolculuğa benzetmek de sakıncalı olur. Bir yakını uzun bir yolculuğa çıktı­ğında ya da uzun süre uyuduğunda pa­nik yaşar. "Ölmek nedir?" diye sorduğu zaman, ona herkesin bir gün öleceğini ve yaşamın sonu olduğunu anlatmak gerekir.

      Yalnız yatma korkusu

            Okul öncesi çağdaki çocuğun korkula­rından biri de tek başına yatma korku­sudur. Yatağına gidip uyumak istemez; ya anne-babasını bekleyip yatar ya da onlarla aynı yatakta yatmak ister. Bu­nun nedeni küçük yaştan itibaren anne ­babanın yanında yatma alışkanlığından kaynaklanabilir, bu yüzden çocuklara ayrılmak zor gelebilir. Özellikle evde yeni bir bebek varsa, annenin ilgisini kazanmak için onunla yatmak isteyebi­lir. Ancak, kimi zaman bunun alışkanlık ya da şımarıklık ile ilgisi bulunmadığı, korkunun gerçek olduğu, çocuğun saat­lerce uykuya dalamayışından anlaşılır.

 

      Yatağa girme korkuları, ölüm veya uy­kuya bağlı korkular nedeniyle ortaya çı­kabilir. Yatma zamanı çocuk ile anne arasında savaşa dönüşebilir. Eğer anne çocuğu bırakıp giderse, çocuk saatlerce ağlayabilir. Annesi yanında durduğun­da ise sessizce yatar. Anne-babanın bu durumda çocuğa rahatlatıcı bazı sorular sorarak korkusunun günlük hayatıyla il­gili olup olmadığını öğrenmeleri yararlı olacaktır. Yatma zamanı için düzenli bir program belirlemek, çocuğun yatak ve uykuya hazırlanması için iyi olacaktır. Çocuğun yatmadan bir saat önce sakin olması sağlanmalıdır. Kendi yaş ve ye­teneğine uygun olarak çocuğa hikaye okunabilir ya da çocuk televizyon seyre­debilir. Ancak televizyon programı ya da hikaye heyecan yaratıyorsa ve kor­kutucu özelliği varsa çocuğa zarar vere­cektir.

      Çocuk uyurken sizinle beraber olmak istiyorsa, bunu sizin yatağınızda değil, çocuğun kendi yatağında gerçekleştirin. Bu çocuğun kendi odasına alışmasına ve kendi başına uyumasına; dolayısıyla bağımsızlığını ve bireyselliğini kazanıp olgunlaşmasına yardımcı olacaktır. Ya­tak korkusu olan çocuk için uyuyana kadar onun yanında durmak, uyuma­dan önce yanından ayrılmak için acele etmemek gerekir, çünkü bu onu hare­ketlendirip, daha geç uyumasına neden olacaktır.

 

    Karanlık korkusu

            Çocuğun yatma korkusu karanlık ile ilgili de olabilir. Karanlıkta herşey farklıdır ve çocukların kendilerini karanlıkta yalnız hissetmeleri normal­dir. Bu durumda yatak odasında güzel bir gece lambası bulundurarak ya da yastığın yanında bir cep feneri yakarak yardımcı olunabilir. Çocuk ışık yandı­ğında hayaletlerin kaybolacağını düşü­nür. Çocuğun karanlıktan korkusunun azalması için gece yürüyüşe çıkarak normalde gündüz görülmeyen ilginç şeyler gösterilebilir (yıldızlar, ay, gece yaşayan canlılar, vb.). Önemli olan ço­cuğun korkusunu anlamaya çalışmaktır. 'Bundan korkmaya gerek yok' gibi yo­rumlar konuşmayı daha çok engeller, çünkü çocuk kendini pek anlaşılır his­setmez.

            Çocuğun korkusu ciddiye alınınca ve çocuk; canavar, cin ve hayaletlerin hiç­bir şey yapamadıklarını ve görünmedik­lerini anlayınca, korku kendiliğinden ortadan kalkar. Kalkıp ışığı açmak, be­raber odaları gezmek, tuvalete gitmek, kabusu anneye ya da babaya anlatması­nı sağlamak ve kendisini korkutan şeyin resmini yapması çocuğa iyi gelecektir.

 

    Ayrılık korkusu

            Ayrılık yüzünden endişe yaşayan bir çocuk, annesinin duygularına çok duyarlıdır. Eğer annesi de çocuktan her ayrıldığında tereddüt ediyor, suçlu­luk duyuyor ya da çocuğun odasına endi­şeyle giriyorsa, çocuk da ondan ayrıldığı için gerçekten de korkulacak bir şey ol­duğunu düşünecektir. Bununla beraber, bir çocuk hiçbir zaman terk edilmekle korkutulınamalıdır. Bu, çocuğun içinde­ki terk edilme duygusunu uyandıracaktır. Bu nedenle anne-babalar her konuda ol­duğu gibi çocukların korkularına da du­yarlı yaklaşarak, ileride güvenli bireyler olarak yaşamalarmı sağlamalıdırlar.

 

Anne-babanın etkisi

            Araştırmalar çocukların korkula­rının bazen yaşları ilerledikçe ken­diliğinden kaybolduğunu, bazen ise ço­cuğun yaşının ilerlediğinde de devam et­tiğini göstermiştir. Özellikle ebeveynlerin ürkek ya da evhamlı olma­larının çocuğun korkuları üzerinde etkisi olabilir. Bir anne, çocuğuna devamlı gözdağı ve­rirse, 'Okula gittiğin zaman göreceksin! Öğretmenin, senin gibi yaramaz bir ço­cuğa nasıl davranacağını göreceksin!' vb. ifadeler, öğretmen ne denli yu­muşak ve anlayışlı biri olsa da yine de çocuğunun okul fobisine yakalanması­na ve başarısızlık göstermesine neden olabilir. Ya da anne-baba çocuğunun bir yerini in­citeceğinden ya da sürekli bir nedenle sağlığına zarar geleceğinden çekinirse, çocuk da onların bu davranışından etki­lenip ileride genellikle ürkek tepkiler gösterebilir, çünkü nezle gibi korku da bulaşıcı nitelik taşır."

 

Uzm. Danışman Psikolog Filiz Çetin

 

Çocuk Ve Bilgisayar

 

Teknolojinin her geçen gün geliştiği bir zamanda yaşadığımıza göre uygarlığın bir parçası olan bilgisayarı bir kenara atmak pek gerçekçi olmaz. Ancak özenli bir denetimle çocukların bilgisayarı kullanması mümkündür. Bilgisayar çocukların eğitiminde öğrenmeyi pekiştirici bir araç olmasının yanı sıra onların bilişsel ve sosyal dünyalarını zenginleştirici bir araç olarak ta kullanılır.

 

Bilgisayara başlamanın kesin bir yaşı olmamakla beraber, fiziksel ve bilişsel becerilerinin gelişimine paralel olarak erken yaşlarda çocuklar bilgisayarla tanışabiliyorlar. Örneğin evde anne babasını ya da büyük kardeşini bilgisayarla çalışırken gören çocukta merak uyanıyor. Ailenin yardımıyla ya da okuldaki eğitimin içinde yaşına uygun programlarla tanışıp zamanla bilgisayar kullanmayı öğrenebiliyor.

 

-Bilgisayarda eğitim ile eğlenceyi nasıl dengeleyebiliriz?

 

Yetişkinlerin bilgisayarla ilgili endişe duydukları konu bilgisayarın çocuğu yalnız başına çalışmaya itip, dil gelişimini zayıflatması ve takım çalışmasından uzak tutmasıdır. Ancak bilgisayar çalışması okulda çiftler ya da küçük gruplar halinde yapılabilir. Birbirlerini izleyerek, merak ettiklerini sorarak sosyal etkileşimde bulunurlarken, öğrenmeleri de kolaylaşır.

 

Çocuk bilgisayar kullanırken tuşlara basarak, komutlar vererek, ekranda gördüklerini manipule eder. Bu da otonomisinin gelişimini sağlar.

 

-Bilgisayar kullanımı anne-baba denetiminde mi yapılmalı? Evetse nasıl bir denetim olmalı?

 

Bilgisayar küçük çocukların günlük yaşamlarında sınırlı bir yere sahip olmalıdır. Çocukların gelişim süreçlerinde arkadaşlarıyla oyun oynamaya, konuşmaya, göz kontağı kurmaya, bazen de çatışmaya ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların yerini bilgisayara bırakması tehlikeli olabilir.

 

Bilgisayar yazılım programı dikkatle seçilmeli. Çocuğun yaşına ve gelişim seviyesine uygun kaliteli yazılımlar seçilmeli.

 

-Ana okullarındaki bilgisayar  eğitiminin ne gibi yararları olur?

 

Örneğin, boyama, çizme, farenin kullanımı gibi çalışmalar  çocukların el-göz koordinasyonu ve ince motor becerileri gibi birçok gelişim alanına destek verir. 

 

İlgi çekici programlar karşısında daha uzun sure kaldıkları için dikkatlerini daha çok yoğunlaştırabilirler.

 

Çocuğa alternatif öğrenme yolları sağlarlar. Performansını anında değerlendirip bildirir.

 

Çocuğun ceza korkusu olmadan problem çözmesini destekler. Bilgisayar oyunlarında yer alan problemlerde farklı seçenekler denenip, program başa alınabilir. Böylece çocuğun problem çözme becerisi gelişir.

 

Bilgisayarla olan iletişimin temelinde oyun da vardır. Bilgisayarın sınırsız sabrı vardır, kızgın değildir ve eğlencelidir. Tutarlı ve mantıklıdır. Hep aynı tepkiyi gösterir.

 

-Bilgisayar kullanımının çocuk psikolojisi üzerinde ne gibi etkileri olur?

 

Bilgisayarın kendisiyle çalışan çocuğa tepkide bulunması, onu cevaplaması, çocuğun gözünde makinaya bir rol vermektedir. Bu da bilgisayarla bütünleşmeyi ve ona sığınmayı kolaylaştırır. Bilgisayarların en tehdit edici yanı makinanın çocuk için “en çekici arkadaş” rolünü almasıdır. İç dünyasında sorun yaşayan çocuklar ailesine, arkadaşlarına, okula sırtını çevirerek bilgisayara sığınabilir ve kendini yaşamdan soyutlayabilir.

UZM. PSİKOLOJİK DANIŞMAN FİLİZ ÇETİN

 

 

ÇOCUKLA İLETİŞİM
-CESARETLENDİRME-


Cesaretlendirme çocuğunuzun özgüvenini güçlendirmede önemli bir tutum olabilir. Ancak aynı zamanda hatalı da kullanılabilir. En önemli kural cesaretlendirme yaparken çocuğun çabalarına ve başarılarına odaklanmaktır, kişiliğiyle ilgili özelliklere değil. Örneğin, çocuğunuz odasını toplarken, ona odasının düzenli olması için çaba gösterdiği ile ilgili bir yorum yapmak ve odasının ne kadar güzel göründüğünü söylemek, “iyi bir çocuk” olduğunu söylemekten daha etkilidir.

Etkili dinlemeye benzer olarak, cesaretlendirme yaparken kullandığınız kelimeler çocuğu yargılamamalı, bunun yerine çocuğun çabalarına ve başarılarına ayna olacak şekilde gerçekçi bir resim çizmelidirler. “İyi, kötü, çirkin, harika, vb. gibi” değerleri ve yargıları içeren kelimeleri kullanmamaya özen gösterin. Çünkü belirli değerlerle ve yargılarla yüklü bu kelimeler çocukları “başkalarını memnun etmeye” ve “onların onayını kazanmaya” yönlendirirler. Bu tutumun uzun dönemdeki sonuçları ise özgüvenlerinin başkalarının onayına ve kabulune bağlı olarak gelişmesidir. Yargı yüklü bu tip kelimeleri kullanmayı engelleyerek, çocuğunuzun kendiyle ilgili olumlu imaj geliştirmesine ve gösterdiği çabaları takdir etmesine yardımcı olabilirsiniz. Yalnızca çocuğun neler yapabildiğini gördüğünüzü ifade etmeniz, onlara kabul edildiklerini ve yetenekleri olduğunu inandırır.

Yorumlarınızı ifade edin ki çocuk kendisiyle ilgili olumlu sonuçlara varsın. Örneğin, Ali babasına evdeki bir tamir işinde yardım etmek ister. Bu arada ağır bir eşyayı kaldırmaya çalışır.

Baba: Bu sandalye çok ağır. Kaldırmak çok zor, ama sen kaldırabildin.
Kağan: (gururla) Ben kaldırdım!
Baba: Bu oldukça güç ister.
Kağan: Ben zaten güçlüyüm.

Bu örnekte baba işin zorluğu ile ilgili yorum yapar ve aralarındaki diyaloğun sonunda çocuğun  kendi gücü ile ilgili sonuca varan kendisi olur. Bu örnekte olduğu gibi anne babaların çocukla kurdukları iletişim şekli onun kendiyle ilgili algısını oluşturmada çok önemlidir. Bu iletişimle, çocuklar kendileriyle ilgili sonuçlara vararlar. Eğer babası ona “sen çok güçlüsün” deseydi, Kağan “o kadar da değil” diyebilirdi.

Cesaretlendirmenin iki kısmı vardır:
1. kullandığımız kelime
2. çocuğun vardığı sonuç

Kelimelerimiz çocuğun çabasını, başarısını, yardımını, düşüncesini, ya da yaratıcılığını takdir ettiğimizi ifade etmelidir. Kelimelerimiz öyle bir şekilde düzenlenmeli ki çocuk kendi kişiliğiyle ilgili olumlu ve gerçekçi bir sonuca varbilmeli. Kelimelerimiz çocuğun kendiyle ilgili olumlu bir resim çizmesine yardım edebilmeli.

Cesaretlendirme yaparken şu 5 adımı izleyin:

1. Gördüğünüzü anlatın.

Anne:  Toplu bir yatak görüyorum ve kitaplar düzenlice rafa dizilmiş.

2. Nasıl hissettiğinizi anlatın.

Anne: Bu odaya bakmak çok hoş.

3. Çocuğun hoşunuza giden davranışını bir kelimeyle özetleyin.

Anne: Kalemlerini, kitaplarını toplamışsın ve yerlerine koymuşsun.  Odan çok düzenli görünüyor.

 Çocuğunuzun çabasını farkettiğinizi ve ona kabul gösterdiğinizin ifadeleri:

 “Bundan hoşlanmana sevindim”
 “Bununla bu şekilde başa çıkman hoşuma gitti”
 “Bu işin üzerinde gerçekten çok çalıştın”
 “Buna oldukça zaman ayırıyorsun” 

 Özet olarak, cesaretlendirme şunları kapsamalı:

1. Çocukları olduğu gibi kabul etme, kabul etmek için şartlar koymama.
2. Davranışın olumlu taraflarını gösterme (“Bununla başaçıkma yolun hoşuma gitti”)
3. Çocuğunuza inandığınızı göstermek ve böylece o da kendine inanacaktır (“Biliyorum ki sen ve kardeşin bunun üstesinden gelebilirsiniz”)
4. Ondan başarı göstermesini istemek yerine, çabasını ve cesaretini farkedin.
5. Katkılarını takdir edin.

Uzm. Psikolojik Danışman Filiz Çetin

ARKADAŞ İLİŞKİSİ

Çocukların arkadaşlık ilişkilerini geliştirebilmeleri için

aileler nasıl yardımcı olabilir?

 

Uzm. Danışman Psikolog Filiz Çetin

 

 

Arkadaşları ile yaşadıkları sorunların birçok farklı nedeni olabilir. Bu çocuklara yardım etmeye çalışırken, ilişkilerinde neden sorun yaşadıkları konusunda yanılgıya düşebiliriz. Örneğin, “Can sürekli kavga ediyor” ya da “Elif istekleri olmayınca hemen ağlıyor” gibi ifadelerde genellikle sorunlu davranışlara odaklanıldığı görülür. Aslında bu çocuklar işbirliği, ulaşma gibi sosyal ortamlarda uygun şekilde davranmalarını sağlayacak gerekli sosyal becerilere sahip olamadıkları için güçlük yaşarlar. Yalnızca olumsuz davranışı azaltmalarına yardımcı olmak yerine, çocuklara gereksinim duydukları sosyal becerileri öğretmek, olumlu akran ilişkileri kurmalarına yardımcı olur. Çocuğun hangi becerileri öğrenmeye ihtiyaç duyduğunu saptamaya çalışın.

 

Öncelikle çocuğunuzu arkadaşlarıyla beraber oldukları ortamlarda gözleyerek kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

 

  • Hangi becerilere sahip? (arkadaşına yardım ediyor, oyuncağını paylaşıyor, gibi)
  • Hangi becerileri eksik? (hayalkırıklığı ya da öfkesiyle nasıl başaçıkacağını bilmiyor, gibi)

 

Gözlemlerinizi yaparken çocuğun içinde bulunduğu sosyal ortama dikkat edin. Orada neler oluyor? Çocuğun sosyal ortamda aldığı rol, gruba katılmak mı, konuşmayı başlatmak mı, yoksa oyunda yarışmak mı? Gözlem yaparken çocuğun hangi rolleri aldığına ve hangi durumlarda güçlük yaşadığına dikkat edin.

 

Gözlemleyebileceğiniz sosyal becerilerden bazıları şunlardır:

 

-          Konuşmayı başlatma, sürdürme

-          Gruba katılma

-          Paylaşma

-          İşbirliği

-          Çatışma durumlarıyla başaçıkma

-          Uzlaşma

 

            Göz kontağı, beden duruşu, ses tonu, yüz ifadesi, fiziksel mesafe gibi sözsüz iletişim öğeleri temel beceriler arasında sayılabilir. Diğer yandan bir gruba katılım göstermek, hayır diyebilmek, alay edilme ile başetmek, öfke gibi duyguları ifade etmek, bir konuşmayı başlatmak, sürdürmek ve sonlandırmak, uzlaşma yapabilmek daha karmaşık düzeydeki becerilerdir. Tüm bu yaklaşımların yanı sıra, sosyal beceri bir çocuğun diğer bir çocuğa olan yaklaşımlarını da içerir. Bu davranışlar, çocuğun istediğini elde etmesini, diğerleri ile iyi ilişkiler kurabilmesini, onların haklarına ve duygularına saygı göstermesini ve uygun sosyal davranış için grup normlarını dikkate almasını sağlar.

            Çocukların sosyal becerileri kazanabilecekleri birçok yol vardır:

 

            Çocuğun geliştirmesi gereken becerisi hakkında ona bilgi vererek, model olarak ve uygulaması için fırsatlar yaratarak yardımcı olmaya çalışın. Çocuğa kapsamlı olarak bir sosyal beceriyi uygulamadan önce, onu oluşturan yan beceriler hakkında bilgi verilebilir. Örneğin, arkadaş edinme becerisi oldukça karmaşık bir sosyal beceridir. Selamlaşma, soru sorma, olumlu ifadeler kullanma, davet etme vb. gibi içerdiği sosyal becerilerin çocuğa tanıtılması gerekir. Çocuklara doğrudan ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, bunun neden önemli olduğunu öğrenmeleri sağlanmalıdır. Örneğin, çocuklara konuştukları zaman göz kontağı kurmaları gerektiği öğretilirken, aynı zamanda karşılarındaki kişinin kendilerini dinleyip dinlemediğini nasıl anlayabilecekleri sorulabilir.

 

            Öğrenme yollarından biri de insanları gözlemlemedir. Model olma, belirli bir davranışın ya da becerinin bir ya da birden fazla kişi tarafından uygulanarak çocuğa gösterilmesidir. Anne babalar da sergiledikleri davranışlarla çocuğa model olurlar. Örneğin, kızgınlığını uygun şekilde ifade edebilen bir ane, çocuğuna bu durumlarda nasıl davranacağını öğretmiş olur.

 

            Çocuklarla sosyal ilişkiler ve değerler hakkında konuşun. Arkadaş ilişkileri hakkında anne babaları ile sıklıkla konuşan çocukların sosyal becerilerinin geliştiği görülmektedir. Genellikle okul dönüşünde yolda, evde oyun ya da yemek saatinde gerçekleşen bu sohbetin amacı, anne babanın çocuğun duygusal ve sosyal yaşamına ilgi göstererek destek olmak ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunarak çocuğun problem çözme becerilerinin gelişmesine yardımcı olabilmektir.

 

            Çocuklara akranlarıyla oyun oynayabilmeleri için fırsatlar yaratın. Erken yaşta akranlarıyla ilişki kurabilen çocuklar okula başladıklarında grup ortamlarına daha rahat girerler. Uzun süreli ilişkiler kurabilen çocukların zaman içinde sosyal becerilerini geliştirdikleri görülmüştür.

 

            Çocuğunuzla oyun oynayın. Çocuklar akranlarıyla olduğu gibi anne babalarıyla da oynayarak önemli sosyal beceriler geliştirirler. Araştırmalar, sosyal becerilere sahip çocukların ebeveynlerinin oyun oynarken yargılamaktan kaçındıklarını, çocuğun düşüncelerine önem verdiklerini, oyundan zevk aldıklarını ve fazla yönlendirici olmadıklarını ortaya koymuştur.

            Çocuklar oyun oynarlarken sundukları önerilerin- düşüncelerin anne ve babaları tarafından dinlendiğini ve bunlara önem verildiğini gördüklerinde kendileri hakkında olumlu düşünceler geliştirirler ve akranlarıyla oynama istekleri artar.

 

            Çocukların problem çözme becerilerini geliştirmelerine yardım edin. Anne babaların çocuğun yaşadığı tüm sorunlar için çözüm yolları bulabilmesi pek gerçekçi değildir. Çocuğun size getirdiği konuları gözardı edip, basit bir şekilde yanıtlayıp önemsememek ya da uzunca konuşup ders vermek yerine, sorunu kendisinin çözmesi için destek verin. Örneğin, olaya farklı bakış açılarından yaklaşarak bu yaklaşımların sonuçlarının neler olabileceğini beraber tartışabilirsiniz (Arkadaşına vurmak yerine başka neler yapabilirdin?)

            Çocukların davranışlarının başkalarını nasıl etkilediğini öğrenmelerine fırsat vermeliyiz. Başkalarının duygularına ve ihtiyaçlarına önem veren çocukların, arkadaşlarıyla daha olumlu ilişkiler içine girdiklerini gözlüyoruz.

            Çocukların duygularını tanımalarını ve ifade etmelerini desteklemek çin anne babaların da kendi duygularını ifade ederek çocukla iletişim kurmaları sağlıklıdır.

            Çocukların olumlu çözümler geliştirmelerine yardımcı olun. Çocuğunuzun problem çözmesine yardımcı olurken, sunduğunuz birçok farklı alternatifin yanı sıra arkadaş ilişkilerini geliştirecek olumlu seçenekleri onaylayın. Çocuklar sorunlarını fizksel ya da sözel saldırı (seninle bir daha oynamayacağım gibi) yerine uzlaşma becerilerini kullanarak çözen akranlarıyla daha olumlu ilişkiler içine girerler.

            Çocukların reddedilme ile nasıl başaçıktıklarını izleyin ve yapıcı davranın. Akranları tarafından reddedilen çocuklar öfkeyle karşılık verirler ya da durumu kabullenirler. Bazıları nedeni dışarıda ararken (onlar kötü) bazıları da kendilerine dönerek olumsuz değerlendirmeler yaparlar (eğlenceli biri değilim). Sosyal yeterlilikteki çocuklar ise reddedildikleri zaman davranışlarını değiştirerek duruma nasıl uyum sağlayabileceklerini düşünürler (“beni duyabilmeleri için daha yüksek sesle konuşmam gerekir” ya da “bir dahaki sefere daha nazik olmalıyım” gibi). Bazense çocuk oyuna alınmamasının nedeninin karşılaştığı durumun kendisi olabileceini düşünür. Örneğin, iki kişilik bir oyun söz konusuysa sırasını beklemesi gerektiğini düşünür.

            Sosyal yeterliliğe sahip çocukların ebeveynleri yapıcı yorumlarda bulunurlar. Örneğin; arkadaşının olumsuz bir davranışını annesine anlatan çocuğa “Ne aptal bir çocukmuş” gibi yorumlar yapmak yerine, “Bugün kendini iyi hissetmiyordu herhalde” gibi yapıcı yorumlar getirmek etkili olabilir. Kendisiyle oynamayan arkadaşından bahseden çocuğa “Sen de bir daha onlarla oynama” demek yerine “Bazen çocuklar tek başına oynamak isteyebilirler” denmelidir. Bu tip yapıcı ve olumlu ifadeler çocukların kendileri ve arkadaşları hakkında iyimser bakışaçıları geliştirmelerini sağlar ve sosyal ortamlarda uygun davranışı sergileyerek karşılaştıkları engellerle başaçıkma becerilerini geliştirirler.

            Çocuğun gösterdiği çabalar ödüllendirilmelidir. Çocukların hedef beceriyi canlandırma çabaları sonunda, davranışı ile ilgili olumlu ve yapıcı bilgi vermek gerekir. Bu davranışın güçlü ve geliştirilmesi gereken yanlarını belirtebilirsiniz. Başlangıçta olumlu yanlar, ardından geliştirilmesi gereken davranışlar varsa yapıcı bir şekilde söylemelisiniz. Bir övgü ile sunulduğunda hedef davranışın tekrar edilme olasılığı artar.

  • Öncelikle ödüllendilecek davranışı belirleyin (Örneğin, konuşurken karşısındakinin yüzüne bakmak, olumlu ifadeler kullanmak, gibi)
  • Çocuğa uygun pekiştireçler sunun (çıkartmalar, puanlar, gibi)
  • Ödülleri, hemen canlandırma sürecinde hedef davranışın gerçekleştirilmesinin hemen ardından sözel övgülerle beraber (“göz kontağını çok iyi kurdun”) verin.

 

Uzm. Danışman Psikolog Filiz Çetin

 

KARDEŞ İLİŞKİSİ

Kardeş Kıskançlığı

Okul öncesi dönemde birçok çocuk, dünyaya gelen kardeşinin varlığı ile karşı karşıya kalmıştır. Bebeğin gelişinden önce annenin hamileliği ve doğumun kendisi çocuk için oldukça karmaşık bir süreçtir. Kardeşinin doğumunu dört gözle beklese bile, doğumdan sonraki süreçte kızgınlık ve hayalkırıklığı yaşayabilir. Kardeşi önceden düşündüğü gibi pek de eğlenceli değildir. Zamanının çoğunu uyumak ve ağlamakla geçirir, daha da kötüsü yetişkinlerin ilgi odağı halindedir. Şimdi abi ya da abla olan çocuk, eskiden sahip olduğu ayrıcalıklarından bazılarını kaybetmeye başlar. Bu durum onu üzmeye başladığı zaman, öfke ve kıskançlık duyguları yaşayabilir.  

Çocuğun kıskançlığı anormal bir davranış değildir. Birçok durumda kıskançlık, ilginin ve şefkatin kaybolmasına verilen tepkidir. Bazı durumlarda bu tepki ciddi boyutta ya da kalıcı olabilir ve çocuğun gelecekteki hayatını olumsuz etkileyebilir.

Kardeşini kıskanan çocuk farklı birçok tepki gösterebilir. Küçük kardeşe yönelik saldırganlık, bebeksi davranışlara geri dönüş (katı yiyecekler yemeyi reddetme, mesane kontrolünü kaybetme, vb.), anneden ya da genelde insanlardan kendini geri çekme ya da duyguları bastırma (“umurumda değil”) gibi tutumlar örnek verilebilir.

Kıskançlık belirtileri gösteren çocuklar ile kardeşlerine bu tepkileri göstermeyen  çocuklar arasındaki sistematik karşılaştırmalarda bu özelliğin “bağımlılık” ile yakından ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Bağımlılık gösteren çocuklarda daha ciddi bir kıskançlık ve destek verilmediği zamansa acı çekme eğilimi görülmüştür. Bu da,  çocukların, bağımlılık gereksinimlerinin en güçlü olduğu zamanlarda, ailelerinin ilgilerini ve şefkatlerini kardeşleriyle paylaşmak zorunda kaldıklarını gösterir. Kontrol edemedikleri bu durumda, hayal kırıklığı yaşarlar; duygusal olarak güvensiz ve üzgün hissederler. Ayrıca, kıskançlık gösteren çocukların büyük bir kısmı, ilk çocuklar olup, onlarla aşırı yakından ilgilenen genç annelerin çocuklarıdır. Büyük bir olasılıkla, bu çocuklar anne-babalarının sınırsız ilgilerini, bağımlılık gereksinimlerini besleyen zevk ve güven duyguları ile bağdaştırmayı öğrenmişlerdir. Dahası, bağımsızlıklarını geliştirmek için çok az fırsata sahiptirler. Sonuçta ilgi eksikliği bazı durumlarda çocuğun hayatında travmaya neden olabilir.

Diğer yandan, çocuk 4 yaşına basana dek kardeşe sahip olmazsa ve gerektiği yerlerde bağımsız davranmayı öğrenmişse, kıskançlık gösterme olasılığı daha azalır. Bu durumda çocuğun kardeşine yardım etmek, bağımsızlık girişimlerinin bir parçası olduğu için çocuğa kendini iyi hissettirir.

Çocukla hergün bir süre zaman geçirmek çocuğun kıskançlık duygularını azaltır. Evdeki ilişkilerin iyi olması, disiplindeki süreklilik, şefkat göstermek, bağımlılığı da içeren temel gereksinimlerin karşılanması çocuğun kıskançlıkla başa çıkmasını kolaylaştırır.

Çocukların kıskançlık duygularını bastırmak yerine ifade etmeleri , onların duygusal stresten uzaklaşmalarına ve bastırılan düşmanlıkların gerilimini atmalarına yardım eder. Kıskanç çocuk, diğerlerinin sevgisini hakketmediğini düşünürse kendini kötü ve değersiz olarak değerlendirir. Bu yüzden aileler çocukların gereksinimlerini karşılayarak sürekli şefkat göstermelidirler.

 

Çocuğunuzu Yeni Doğan Kardeşi İçin Nasıl Hazırlayabilirsiniz?

 

Yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi çocuk için stres yaratacak bir deneyimdir. Anne babalar çocuklarının yaşadıkları olumsuz duygularla başa çıkma becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilirler.

Bebeğin dünyaya gelmeden önceki zamanda, çocuğunuzu "bebekleri" anlamalarını ve "abi" ya da "abla" olmanın önemini hissetmelerini sağlayabilirsiniz.

 

Çocuğunuzu hazırlama sürecinde yapabilecekleriniz:

  • Çocuğunuzla onun bebekliği ile ilgili anıları paylaşın. Bebeklik döneminde çekilmiş fotoğraflarına ve o dönemde almış olduğunuz kitaplara beraber bakın. Onunla ne kadar ufak göründüğü, o zamanlar yürüyemediği ve kendi kendine yemek yiyemediği hakkında konuşun.
  • Çocuğunuzla onun bebeklik dönemindeki giysilerini ortaya çıkartın. Beraber yeni doğan bebeğin giyebileceği kıyafetleri seçin. Bu etkinlik çocuğunuzun yeni doğan bebeğin ne kadar küçük olduğunu anlamasına yardımcı olur.
  • Çocuğunuza bebeğin kullanacağı eşyaları gösterin (beşik, bebek arabası, biberon, emzik, vb. gibi) ve onunla bunlar hakkında konuşun. Eğer çocuğunuz bebek arabasına doğru emeklerse şaşırmayın. Sadece bu yeni olayı deneyimlemek isteyecektir.
  • Çocuğunuzu oyuncak bir bebeğin bakımı konusunda sorumluluk alması için yönlendirin. Bu süreçte onu bebeklerin çok zamana ve ilgiye ihtiyaç duydukları konusunda bilgilendirin. Örneğin oyuncak bebeğine banyo yaptırdığı zaman onunla bebek bakımının ne kadar hassas ve dikkat isteyen bir konu olduğu söylenebilir.
  • Çocuğunuzla abla ya da abi olma konularını içeren hikayeler okuyun. Kıskançlık gibi duygularla başetmesine yardımcı olacak kitaplar seçin.
  • Varsa yeni doğum yapmış bir arkadaşınızı çocuğunuzla beraber ziyaret ederek, çocuğunuzun bebeği görmesini sağlayın.
  • Çocuğunuzla beraber doğacak kardeşi için basit ve tamamlaması kolay birşey hazırlayın. Örneğin beşiğine yapıştırılacak bir resim gibi.
  • Kardeşine söylemesi için basit bir ninni öğretin.
  • Bebeğin odasını onunla beraber düzenleyin ve bebek için yapacağınız alışverişlerde onu da yanınızda götürün. Bu sıra da ona da yeni bir şeyler almayı ihmal etmeyin.
  • Siz doğum için hastanede olduğunuz sürece ona kimin bakacağını söyleyin.
  • Doğum ve bebekle ilgili sorularını en basit ve anlaşılır şekilde yanıtlayın.
  • Gerçekçi olmayan sözler  vermeyin. Örneğin: “Artık bir oyun arkadaşın olacak” gibi.
  • Çocuğunuza bir bebek beklediğinizi söylediğinizde size hiçbirşey söylemeyebilir, ya da karnınıza dokunarak bebekten nefret ettiğini söyleyebilir. Bu durum karşısında şaşırabilir ya da hayalkırıklığı yaşayabilirsiniz. Ama size duygularını ifade ettiği için şanslı sayılırsınız. Çocuğunuzun rahatlıkla hissettiklerini size söyleyebilmesi size güvendiği içindir. “Bunu bana söylediğine sevindim. Kardeşin doğunca sana zaman ayıramayacağımı mı düşünüyorsun? Eğer böyle hissedersen yanıma gel ve bunu bana söyle. Beraber birşeyler yapabiliriz” diyerek onu rahatlatabilirsiniz.

 

Bebek doğduktan sonra:

        Eğer mümkünse, sizi hastanede ziyaret edebilmesi için gerekli hazırlıkları yapın.

        Onu sık sık telefonla aramaya çalışın.

        Hastaneden eve dönüşte ona verebileceğiniz bir hediye hazırlayın.

        Eve girerken bebeği bir başkası taşırsa, sizin de oğlunuzu ya da kızınızı kucaklama fırsatınız olur ve yeni kardeşini onunla beraber karşılamış olursunuz.

        Bebekle ilgilenmek oldukça zamanınızı alacaktır. Diğer çocuğunuz bebekten önceki zamanda olduğu kadar onunla ilgilendiğinizi hissetmeyebilir. Her ikinizin de beraber yapmaktan keyif aldığı aktiviteler yaratın. Örneğin, beraber kitap okuma, oyun oynama, parka/yemeğe gitme, vb. gibi. Verdiğiniz kısa süreli fakat yoğun ilgi bile çocuğunuzun kendini iyi hissetmesini sağlayacaktır. Bunu yatmadan önce, bebek uyuyunca vb. gibi uygun zamanlarda yapabilirsiniz.

        Çocuğunuzun kardeşine kızgın hissettiği zamanlarda duygularını ifade etmesine yardımcı olun. Kardeşi yürümeye başlayıp kendini iyice gösterdiği zamanlarda çocuğun kıskançlığı artabilir. Çocuğunuzun duygularını kabul edin. Duygular hakkında konuşmak çocukların olumsuz duygularını kabul etmelerini ve başaçıkmalarını sağlar.

        Birçok  çocuk kardeşine yönelik farklı duygular hissedebilir. Eğer çocuğunuz kardeşine kızdığı zaman onun duygularını anladığınızı göstermek amacıyla sadece, “kardeşine çok kızgınsın” demeniz yeterli olmayabilir. Size “hayır” diyerek haykırabilir. Ona yaşadığı karmaşık duygularını yansıtabilirsiniz: “Bazen kardeşinle beraber olmak çok hoşuna gidiyor, bazense seni çok kızdırıyor”.

        Oyuncak bebekleriyle ya da ayıcıklarıyla oynarken de kardeşine duyduğu duyguları, hatta kızgınlığını gösterebilir. Bazı çocuklar çizerek ya da anlattıkları hikayelerle duygularını ifade edebilirler. Çocuğunuzun bebeğe alışması aylar alabilir. Bu zor zamanlarda onu daha fazla kucaklamanıza, ona daha çok sevgi göstermenize ihtiyaç duyabilir.

        Çocuğunuz geriye dönüşler yaşayıp “bebek” gibi davranabilir. Örneğin bebek gibi konuşup, biberondan süt içmek isteyebilir. Eğer bu davranışlarını görmezden gelirseniz zamanla kaybolacaktır.  Ona, daha büyük olduğu için yapabildiği davranışları ve bunları izlemekten keyif aldığınızı hatırlatın. Örneğin, yürüyebildiği, konuşabildiği, oyun oynayabildiği, vb. gibi.

        Kardeşine yardım edebileceği fırsatlar yaratın. Örneğin, bebekle konuşması ya da ona şarkı söylemesi, bezini ya da suyunu getirmesi, vb. gibi). Çocuklar yardım ettikleri zaman kendilerini önemli ve işe yaramış hissederler.

        Ona, kendisinin bebek için ne kadar önemli olduğunu söyleyin. Onun yaptığı bir hareketten dolayı kardeşi ağlamayı kestiyse ya da gülümsediyse, bunu ona söyleyin.

 

Uzm. Danışman Psikolog Filiz Çetin

ÇOCUKLARDA VE ERGENLERDE SUÇ İŞLEME

Çocuklar ve gençler yasa dışı olarak tanımlanan davranışları gerçekleştirdiklerinde, yargı sisteminin kararı sonucunda “suçlu” sıfatını taşımış olurlar. Bu davranışların hırsızlıktan, kundakçılık, cinayet ve tecavüze kadar uzanan geniş bir yelpazesi vardır. Bu yasa dışı davranışları gösteren gençlerin farklı bir çok nedeni vardır.

Suç işleyen çocuk ve genç, içinde yaşadığı toplumun ya da kültürün gerektirdiği ahlaki standartları karşılamada başarısızlığa uğramıştır. Bazen bu başarısızlık çocuğun yetersiz sosyalleşme ve vicdan gelişimi gibi psikolojik süreçleriyle ilgili olabilir. Bazense bu tür davranışlar çocuğun yaşadığı yakın çevresinde kabul görürken, daha geniş çevrede “suç” olarak görülür. Örneğin, eğer çocuk ya da genç işlediği suçların kabul edildiği ve hatta akranları tarafından bu yönde cesaretlendirildiği bir çevrede yaşıyorsa, aynı davranışları tekrar edecektir.

Çocuklar ve gençler arasında yargının önüne çıkıp ifade veren grup genelde ergenler olsa da ilk suçlarını orta çocukluk döneminde işlemeye başlıyorlar. Bu nedenle erken çocukluk döneminde sunulan çevre, özellikle anne –baba ve çocuk ilişkileri ile çocuğun suç işlemesi arasında önemli ilişki olduğu görülür.

Çocukluk döneminde sosyalleşmeyi tamamlanmadığı için suç işlenebilir. Çünkü henüz neyin suç neyin suç olmadığını bilmiyordur. Çocukların çoğu komşuların bahçesindeki meyvelerden izinsiz koparmıştır. Küçük bir çocuğun ilgisini çeken, onu heyecanlandıran birşeyi alması doğaldır. Çocuklarda 3 ve 6 yaşları arasında sıklıkla görülen bu davranışı “çalma” olarak nitelendirmemek gerekir. Çünkü bu yaşlarda çocuklarda “sahip olma, mülkiyet” duyguları tam gelişmemiştir. Çocuğun kendi oyuncaklarını başkasına vermek istememesi de paylaşmayı henüz öğrenemediğindedir, mülkiyet duygusunun gelişmesi yüzünden değil. Bazen çocukların kendi eşyalarını bırakarak, başkalarının eşyalarını aldıkları görülür. Maddi değerlerin farkında olmadıkları için değiş tokuş yapmak ta onlar için önemli değildir. Başkasının eşyasını izinsiz almanın yanlış bir davranış olduğunu bilemezler.

 

Jean Piaget’in çocukların moral ve bilişsel gelişimlerini içeren klasik çalışmalarında; birçok çocuğun ortalama 7 yaşına dek, “kasıt” ya da “niyet” içeren bir şekilde davranma kararını alamayacağını açıklamıştır. 

           

Çocuklar birçok sebepten dolayı izinsiz eşya alabilirler. Bazıları bir dengesizlik ya da eşitsizlik olduğunu hissettikleri zaman yapabilir. Örneğin, çocuğun ailesinin cebinden çikolata alabilmek için izinsiz para aldığını düşünün. Bu durumda çocuk, diğer çocukların da kendi gibi çikolata aldığını ve dünyada herkes için bir sürü çikolata olduğunu ve kendisinin de bir tane almasında bir sakınca olmadığını düşünür.

 

Bazense izinsiz aldıkları eşya sevdikleri birini hatırlattığı için alırlar. (“Kardeşimin bebeğini alacağım” – belki kardeşinin onunla beraber olmasını istiyor olabilir ve kardeşinin bebeğini aldığında onu incitebileceğinin farkında olmayabilir).

Bu yaşlarda,  gereksinimleri karşılanmayan çocukların; örneğin, okul döneminde harçlık verilmeyen çocukların cepten para çaldıkları görülür. Para biriktiren “cimri” anne-babaların çocukları, yeterince oyuncağa, giysiye ya da sevgiye sahip olamadıkları için “çalma” davranış bozukluğunu gösterir. Ya da harçlık alsalar bile yine de anne-babanın cebinden para çalabilirler. Bu davranışın altında inançsızlığı ve cimriliklerini kınama  gibi bilinçaltı duyumsamaları vardır. Paraya aşırı önem verilen, maddiyatın ön planda olduğu evlerde çocuklar da paranın bir güvence olduğuna inanarak çeşitli eşya ve paraları saklama eğilimi duyarlar.

 

Çalma davranışı karşısında aileler neler yapabilir?

 

Eğer aileler çocuklarına uygun yollarla davranırlarsa, bu davranış çocuğun yaşı ilerledikçe sona erecektir.  Bu dönemde çocukla inatlaşmamak gerekir. Çocuğun elinden kendine ait olmayan eşyayı almak için onu zorlamak ya da onunla inatlaşmak çözüm değildir. Dikkati başka yere çekerek, elindekini unutmasını sağlayın , ya da o an için ses çıkartmayıp daha sonra sahibine geri vermesini sağlayın.

 

Ailelerin çocuklara eşyalarına sahip çıkmaları ve diğer kişilerin eşyalarına saygı göstermeleri konusunda konuşması gerekir. “Çalma”, “yalan söyleme” gibi  kavramları yeni yeni anlamaya başlayan 5-6 yaş çocukları için, onlara izinsiz bir başkasının eşyasını almanın o kişiyi inciteceğini ve üzeceğini anlatmanız gerekir. “İzinsiz kimsenin eşyasını almıyoruz. Bu da ailemizin kurallarından biri” şeklinde de hatırlatmalar yapılabilinir. Bu kuralı uyguladığı zaman çocuğunuzu ödüllendirin (Örneğin; bir şeyi isterken izin aldığını gördüğünüz zaman, ya da izin vermediğiniz de sizden onu izinsiz almayıp başka bir şeye yöneldiği zaman, vb. gibi). Çocuk aldığı eşyayı geri götürdüğü zaman, sözel ödüllendirme yapılabilir fakat daha sonra bu konunun aile tarafından gündeme getirilmemesi gerekir. Böylece çocuk açtığı yeni sayfa ile yaşamına devam edebilir.

 

Çocuğunuzla eşyaları izinsiz almak yerine neler yapabileceği hakkında konuşabilirsiniz. “Birşey almak isteğinde (arkadaşının oyuncağı, para, vb.) onu alamadığında neler yapabilirsin?” diyerek alternatifler geliştirmesine yardım edin (arkadaşının oyuncağını çok beğendiysen ona bunu söylemek, izin istemek, vermezse başka bir şeye yönelmek, vb. gibi).

 

Her konuda olduğu gibi bu konuda da aileler çocuklara model olurlar. Örneğin, eşinizle yaptığınız konuşmada işyerinizde bırakmayı unutarak eve getirdiğiniz kalemleri gösterdiğiniz ya da alışveriş sırasında yalnışlıkla az ödeme yaptığınız ve bunun farkedilmediğini anlatarak övündüğünüz gibi örnek durumlar çocuğun dürüstlük kavramını anlayabilmesini zorlaştırır.

 

Sevgi ve şefkatten uzak büyüyen ya da aşırı koruyuculukla büyütülmüş çocuklarda da bu davranış görülür. Bu durumlarda çocuk bu yolla kızgınlığını ifade edebilir, ailesinden ya da arkadaşlarından öç almaya çalışabilir. Çalınan eşya sevgi ya da şefkat yerini dolduran bir eşya da olabilir. 

 

Kısaca çalma davranışı fiziksel ya da psikolojik olarak gereksinimleri karşılanmamış çocuklarda çocuklarda 8-9 yaşlardan sonra davranış bozukluğu olarak görülür. Eğer bu davranış ileriki yaşlarda devam ederse ya da diğer davranış bozuklukları ile kendini gösterirse, çocuğun duygusal gelişiminde (kendine yetersizlik, değersizlik duyguları) ya da aile olan ilişkilerinde ciddi problemler olduğu düşünülür. Sürekli bu davranışı gösteren çocuklarda insanlara karşı güvensizlik ve yakın ilişkiler kurmada güçlük görülür. Suçlu hissetmek yerine, suçu diğer insanlara atma “bana ihtiyaçlarımı vermedikleri sürece, onları ben kendim alırım” düşüncesiyle hareket ederler. Bu durumlarda bir uzmandan yardım istemek gerekir.

 

Çocuklara sevgi ve şefkat göstererek, onlara değerli olduklarını hissettirerek, kişiliklerine saygı duyarak ve gereksinimlerini karşılayarak bu davranışın sönmesini sağlayabilirsiniz.

 

Ergenlik döneminde ise suça yönelten etkenler hızlı bir bedensel ve ruhsal değişimden, kalıtımsal nedenlerden, zekadan kaynaklanacağı gibi, yanlış eğitim, yetersiz sevgi ve şefkat de olabilir. Değişen diğer yargıları, ahlak kurallarının bozulması, düzensiz kentleşme ve sanayileşme, ekonomik bunalımlar gibi sosyo-ekonomik nedenlerde ergeni suça iten etkenler arasında sayılabilir.

Hukuki açıdan çocuk 11-18 yaş arasındaki çocuklardır. Çocukluktan yetişkinlik dönemine geçiş olan bu yaşlarda genç, ben kimim? kime benzemeliyim? ne olmalıyım? vb. gibi sorularla kendi kimliğinin arayışı içindedir. Ailenin isteklerine başkaldırır, özgür olmak ister.

Çevresel ve Biyolojik Faktörler

Suç oranları bölgeden bölgeye farklılık göstermektedir. Özellikle sanayileşmenin ve hızlı kentleşmenin olduğu bölgelerdeki şehir merkezlerini çevreleyen kenar mahallelerde suç oranlarının arttığı görülmektedir. Bu bölgelerde suçluluk kabul gören bir davranış olduğundan, çocuk ya da genç antisosyal davranışı öğrenmesine neden olan birçok fırsatla karşılaşır. Ekonomik zorluklar, düşük eğitim düzeyi, kalabalık ve yoksul aile, göçler, kültürel çatışmalar ailedeki suçlu bireyi oluşturmakta etken olabilir.

Bu alanda yapılan araştırmalar, çevresel faktörlerin yanı sıra suç işleyen çocukların ve gençlerin çoğunluğunda zekanın düşük olduğunu belirtse de, bu durumun suç işlemelerine neden olabilecek tek başına bir etken olmadığını ortaya koymuştur.

 

Hangi durumlarda suç işlerler?

Dürtüsel davranış sonucunda suç işleme: Kaygı, güvensizlik ve mutsuzluk gibi duygular çocuğu suç işlemeye teşvik edebilir. Çocuk ya da genç çalmanın cezalandırılacak bir davranış olduğunu öğrense de yakalanma olasılığının düşük olduğu durumda, arzu edilen nesnenin çekiciliği, yaşamında yalnız bir kez tüm kontrolünü kaybetmesine neden olabilir ve antisosyal davranış gösterebilir. Yaptığı davranışın nasıl sonuçlandığı gelecekte izleyeceği yolu belirler. Eğer sonuç başarısızsa, çocuk yakalanmış ve cezalandırılmıştır ya da olası ceza beklentisiyle bir huzursuzluk yaşar (suçluluk duygusu) ve bu davranışı tekrar etme olasılığı azalır. Eğer sonuç başarılı ise, çocuk cezalandırılmamıştır ve en az düzeyde rahatsızlık hisseder ve aynı şartlar elde edildiğinde benzer davranışı gerçekleştirme olasılığı artar.

Bu tür suçların tedavisinde çocuğun aile içi ilişkilerine odaklanıldığı zaman, başarılı sonuçlar elde edilebilir.

 

Sosyalleşeme durumu: Çocuğun ya da gencin antisosyal davranışlara engel olacak içsel kontrolleri kazanamaması. Erken gelişim dönemlerinde anne baba ile kurulan ilişkinin niteliği ve aile yapısı burada önem kazanmaktadır. Anne ya da babanın aşırı katı ya da tutarsız disiplini, kayıtsız ya da kinci tutumları, aile bütünlüğünün olmayışı (zayıf ya da kopuk aile bağları) çocuklarda suç işleme olasılığını artırıcı etkenler olarak görülür.

Çocuğun davranışını kontrol etmesini sağlayacak etkenler: çocuğun disiplininde anne babanın tutarlı yaklaşımları, kendinden beklenen davranışın açıkça ifade edilmesi, anne ve babanın olumlu modeler sunması, sosyal kurallara uymanın sonucunda kazançlarını (kabul, saygı, onay)  görmesi için fırsat yaratılması.

Sosyalleşme fakat uyum sağlayamama: Çocuğun ya da gencin davranışı, içinde bulunduğu sosyal çevrenin standartlarına uyumludur (örneğin, yasa dışı çeteler) ancak yasaları koyan ve yürüten, daha hakim olan kültürün normlarına aykırıdır. Genellikle düşük sosyoekonomik sınıfa ait ailelerin çocuklarında bu davranış görülebilir.

 

Duygusal alanda yaşadıkları sıkıntılar:

Suçlu çocuklarla yapılan araştırmalarda, duygusal alanda yaşadıkları sıkıntılar şu şekilde belirtilmiştir:

-         Duygusal ilişkilerde ya reddedilmiş, anlaşılmamış ve güvensiz hissetmek ya da sevilmediğini hissetmek.

-         Kendini ifadede ya da diğer haz veren isteklerde yaşanan engellenmişlik.

-         Aile içinde, okulda ya da sosyal etkinliklerde hissedilen yetersizlik ve aşağılık duyguları.

-         Hatalı anne baba tutumları ve aile içi sorunların getirdiği stres.

 

        İleri derecede tutucu ve katı kurallı tutumlar. Verilen cezalar çocuğa duygusal olarak yıkıcı ya da fiziksel olarak acı verici şekilde ciddi boyutta olabilir.

Ancak güçlü bir cezalandırma ile disiplin sağlanır inancına sahiptir anne-babalar. Örneğin bazı ebeveynler çocuğu displin etmek için dövmek gerektiğini düşünürler.  Ancak dayak çocuğa sadece saldırgan modeller sunar.

 

        Çocuğun kişisel değerini küçültmesine ve hayal kırıklığı yaşamasına neden olur. Bedensel ve ruhsal olarak büyük mutsuzluk hissetmesine ve acı çekmesine neden olur.

 

        Kısa dönem için çocuğun davranışlarını değiştirebiliyor fakat bu yaklaşım onun dünya için hissettiği temel algısını değiştirmiyor. Tam tersine, dünyanın tehlikeli bir yer olduğu inancını pekiştiriyor.

 

        Karşısındakinin de duygularını anlama becerilerinin gelişmesini engeller.

 

        Acı bile verse bir çeşit ilgi olduğundan çocuk kayıtsızlık yerine tercih edebilir. Ve bu olumsuz ilgi, çocuk saldırganlıklarının en önemli motivasyonudur. Aile içinde ya da okulda saldırgan tavırları ya da şakalarıyla çevresinin ilgisini çekmeye çalışan ve bu yolla çevresindekilerin hoşnutsuzluğunu üstüne çekip bunu bir onay olarak kabul eden çocuklarla karşılaşıyoruz. Suçlu ilgi odağındadır, gurur içindedir.

 

-         Yoğun şiddette yaşanan kardeş kıskançlığı ya da aile içinde çocuklar arasında yapılan aşırı ayırımcılık.

-         Suç işlemekten dolayı yaşanan yoğun suçluluk duygusu ya da cezalandırılma isteği.

 

 

Yukarıda sayılanların hiçbiri çocukların suç işlemelerinde tek başına yeterli bir etken olarak sayılamaz. Çocuk anti-sosyal davranışı öğrenmedikçe (anne babadan ya da akranlardan) suç işleyemez ve bu davranışı gerçekleştirmek için bir motivasyonu olmadıkça (ödül, kabul, onay, gibi) davranışı sürdürmekte ısrarlı olmayacaktır.

 

 

Neler yapılabilir?

Suçlu çocuklar gelişimleri sürecinde topluma uyum sağlamaları için kazanmaları gereken öz-kontrol becerilerinde başarısızlık yaşamışlardır. Bazı çocuklar neyin kabul edilir, neyin kabul edilemez davranış olduğunu öğrenir ve kendi davranışlarını kontrol etmeyi başarırlar. Ancak suç işleyen çocuk ya da genç ya kabul edilebilir ya da edilemez davranışlar arasındaki ayırımı yapamaz, ya da bu ayırımı yapsa bile yeterli özkontrol becerisini geliştiremez. Bu nedenle çocuklara erken gelişim dönemlerinden itibaren özkontrol becerilerini geliştirmeleri için destek vermek çok önemlidir. Yani çocukların kendi kendilerini kontrol edebilmeleri, bu kontrolü içselleştirebilmeleridir önemli olan. Böylece çocuk kendi davranışlarından kendini sorumlu tutabilmeyi öğrenir. Suçlu ya da risk altındaki çocuklara bu tip sosyal becerileri kazandıracak önleyici ve tedavi edici eğitim programları uygulanmalıdır.

 

       Özkontrol geliştirmek önemlidir çünkü

 

      Kendilerini kontrol edebilen bireyler güvenilir ve sorumluluk sahibidirler. Bu insanların doğru şeyleri yapacaklarına inanılır. Örneğin birinin, polis memuru ortalıkta olsa da olmasa da kırmızı ışıkta beklemesi gibi.

 

      Karar alırken kendilerini güçlü hissederler. İç kontrole sahip olan insanlar kendi seçimlerini kendileri yapabilirler.

 

       Çocuklarda özkontrolün gelişmesi için

 

1.      Benliklerini güçlendirmek gerekir.

 

Çocuğun benliğini güçlendirmek için :

Seçim yapabilmesini ve karar verebilmesini sağlayacak fırsatlar yaratarak hakimiyet duygusuna sahip olmasını sağlayın.

 

Seçim yapabilme fırsatının tanınması çocuğun kişilik gelişimini önemli ölçüde etkiler. Her çocuğun yetenekleri ve yaşı göz önünde bulundurularak çocuklara bu süreci yaşatmak, onların karar verme becerilerini, iç görülerini, esnekliklerini geliştirecek ve hayat boyu önlerine çıkacak ağır kararlarla başa çıkmalarına yardımcı olacaktır.

 

Tabii burada çocuğa sunulan seçeneklerin uygun olması, çok zor olmaması gerekir. Örneğin annesi ve babası ayrılmaya karar vermiş 4 yaşındaki bir çocuğa kiminle kalmak istiyorsun sorusu, bu yaştaki bir çocuğun verebileceği çok zor bir karar.

 

Okulöncesi dönem çocukların karar vermeleri için sayısız fırsatlarla doludur. Önemli olan yetişkinin, çocuk bir kez karar verdikten sonra onun seçimine saygı duymasıdır. “Tatlını şimdi mi yemek istersin?” “Parmak boyası mı yapmak yoksa bloklarla mı oynamak istersin?” gibi sorular çocuğun karar vermesini sağlar çünkü çocuk reddetse bile her iki taraf için de sorun yoktur.)

 

2.      Ahlak gelişimlerini desteklemek (Çocukların doğru ve yanlışı ayırtedebilmelerini sağlamak)

 

Vicdan bize neyi yapmamız ve yapmamamız gerektiğini söyleyen iç sesimizdir.

Vicdan gelişiminde iki önemli faktör yer alır:

        Yetişkinle (anne-baba/öğretmen) çocuk arasında şefkatli bir ilişkinin varlığı.

Okulöncesi dönemde çocuk duygusal bağ kurduğu kendi cinsi olan ebeveynle özdeşim kurarak, onun davranışlarını, tutumlarını, değerlerini, duygusal tepkilerini model alır. Sonuçta; model aldığı ebeveynler de o kültürün değerlerine, tutumlarına ve özelliklerine sahip olduğundan, çocuk aynı zamanda içinde yaşadığı sosyal çevreye ve kendi cinsine ait rolleri de öğrenmiş olur.

            Çocuk, bu özdeşim süreci içinde benimsediği kodlara aykırı tutumlar sergilediği zaman ise vicdanı devreye girer ve suçluluk duymaya başlar. Çocuğun sosyal çevresi genişlediği zaman ailesinden daha farklı özdeşim kurabileceği modellerle karşılaşır.- mahalle arkadaşları, öğretmenler, kahramanlar- Dolayısıyla, çocuğun kişiliği bir seri özdeşim sonucu kurulacaktır. Bazı yönlerden ailesi gibi, bazı yönlerden çok sevdiği, hayranlık duyduğu öğretmeni gibi, ya da filmlerde ya da hikaye kitaplarında karşılaştığı kahramanlar, ya da çevresindeki diğer önemli kişiler gibi olacaktır. Kişiliğinin gelişiminde birçok farklı kaynak yer aldığından, karmaşık ve kendine öz bir yapı oluşturacaktır. Zaman içinde bu kaynaklar, ailesinden daha da baskın yer alabilir.

Böyle bir içselleştirmenin önemini düşünürsek, okulöncesi çocukların anne-babalarının ve öğretmenlerinin çocuklarda bu iç kontrolü nasıl kuracakları önemli bir sorudur. Onlara doğru olanı söylemenin yanında bunu yapmalarını nasıl sağlayacaklar? Yetişkinlerin, bunun seneler sürecek uzun bir süreç olduğunu ve bu sürecin de çocuğun benliğinin gelişmesine ve güçlenmesine ve ahlak gelişimine (yani doğru ile yanlışı ayırt edebilmesine) bağlıdır ve ahlak gelişimi sürecinde de hangi istekleri kontrol edeceğine karar verir.

 

        Çocuğa bir şeyi neden yapması ya da yapmaması gerektiğini açıklamak.

 

Örnek:

-         Arkadaşına blokla vurmana izin veremem çünkü canı çok yanar.

-         “Kuralımız neydi? Tuvaletin sifonunu çekmek!” yerine

-         “Her zaman tuvaletin sifonunu çekiyoruz, böylece bir sonraki arkadaşın tuvaleti temiz bir şekilde kullanabilir.” denilebilir. Bu ifade çocukların diğer kişileri düşünmelerine yardımcı olur. Başka deyişle onlara karşılarındakinin bakış açısını yakalamayı öğretir. Küçük çocuklar bunu yapmada çok başarılı olmasalar bile, bunun önemli olduğunu farkedebilirler. Gözü kapalı bir şekilde çocukları kurallara uymaları için zorlamaktansa (emretmektense) bu yaklaşım onlar için çok daha iyidir.

 

Diğer bir örnek:

-         Şekeri geri vermeliyiz, çünkü parasını ödemedik. Birşey satın aldığımız zaman parasını vermeliyiz. İnsanlar istedikleri şeyleri çalışıp kazanarak alırlar “ gibi bir ifade”Bu şekeri nasıl izinsiz alırsın? Çok şımarık bir kızsın” a tercih edilir.

(Karşılarındaki insanı düşünmelerini ve onların bakış açılarını yakalamalarını sağlar).

 

       Kendini yeterli ve değerli hissetmesini sağlayın. Kendi hakkında olumlu düşünen ve yeterli hisseden biri, kendini kontrol etmekte de zorlanmaz. Ancak bazı çocuklar yalnızca hatalı davrandıkları zaman anne-babalarının ya da öğretmenlerinin ilgisini çekerler. Yetişkinle kurulan negatif ilişki çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlamaz. Okuldaki en “yaramaz” çocuk olarak etiketlenmiş çocuklar bile her zaman hatalı davranmazlar. Zamanların bir bölümünü kabul edilebilir aktivitelerle geçirebilirler.

 

YETİŞKİN TEPKİLERİNİ GÖZDEN GEÇİRELİM:

 

Çocuklar yaşamlarını yaşadıkları çevreye nasıl uyum sağlayabileceklerini aramakla geçirirler. Ne kadar bağımlı ya da bağımsız olmalarına izin verilecek? Davranışlarının sonuçları ne olacak? Onlara ne yapmaları gerektiğini kim söyleyecek? Onlara model kim olacak?

 

Anne babalar çocukların öğrenme ve gelişim sürecinde onlarla tutarlı, şefkatli ve anlayışa dayalı bir ilişki geliştirmişler mi? Kendilerine şu soruları sorabilirler:

 

Beklentileriniz çocuk için anlaşılır mı?

 

Çocuk davranışını ilişkilerin sınırlarını test etmek için mi sergiliyor?

 

Çocukların gelişim hızları, ilgileri, aile yaşamları birbirinden farklıdır. Çocuğunuzu yeni durumlara hazırlıyor musunuz? Yeni durumun ne hakkında olabileceği ve ondan hangi davranışı beklediğinizi açıklıyor musunuz? Hemen tepki vermemesi için iki yönlü iletişimi kullanın, onun da kendi sınırlarını ve kurallarını koymasını sağlayın.

 

SONUÇ: Çocuk suçlarında çocuğu cezalandırmaktan çok onun neden bu işe kalkıştığı araştırılıp yeterli eğitimin ve psikolojik desteğin verilmesi gerekir. Bunun sağlanması için çocuk psikolojisini iyi bilen uzman kişilere ihtiyaç vardır. Çocuğun varsa ailesiyle işbirliğine girerek ya da ona en elverişli ortamı sağlayabilecek birimlerle kontağa geçerek topluma yeniden kazandırılması sağlanabilir.

Uzm. Psikolojik Danışman Filiz Çetin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 


ˆ Sayfa Başına Git
   

Anasayfa - İletişim Design By Garanti Web