Favorilere Ekle - Açılış Sayfası Yap - Tavsiye Et
Çalışma Alanlarımız
Çocuk
Sizde Yapabilirsiniz
Oyun Grubu
Ergen
Yetişkin
Çift İlişkisi
Beden İmajı ve Yeme Bozuklukları
Gay, Lezbiyen, Biseksüel, ve Geçiş Kişisi (GLBT)
Oyun Terapisi
Makaleler
Filial Terapi
 
 
Adınız ve Soyadınız :
E-Posta Adresiniz
 
 
 
Adres
Tütüncü Mehmet Efendi Cad.(İstasyon Cad.) Bekirpaşa Apt. No:12 D:1-7
GÖZTEPE-İSTANBUL
Telefon
(0216) 358 26 64 - 358 13 43
Fax
(0216) 385 05 26
GSM
0533 735 19 01
Anasayfaya / Önceki Sayfa

DÜŞÜK’ÜN PSİKOLOJISİ ÜZERİNE


     Düşük, hamileliğin 20. haftasından önce hamileliğin kendiliğinden sonlanması olarak tanımlanabilir. Klinik araştırmalara göre hamileliklerin ortalama %10 -%25 arası düşükle sonuçlanmaktadır. Düşükten önceki hamilelik donemi ne kadar uzun olursa sonrasında kadın ve erkeğe yaşatacağı strese ve üzüntü de o kadar yoğun olur.


     Anne karnında gelişmekte olan bebek yakIn cevre tarafından henüz  birey olarak görülmediği için düşük meydana geldiğinde bu durumun kadın ve erkekte yaratabileceği  travma algılanmayabilir. Oysaki esler tarafından anne karnındaki bebek ilk haftalardan itibaren bile ebeveynlik düşüncesinin heyecanı ile birey olarak görülmeye başlanır ve esler arasında, doğacak bebek ve ailenin geleceği ile ilgili planlar yapılır. Düşük oluştuğunda eşlerin ailenin bir parçasını kaybetmiş gibi hissetmesi ve buna bağlı olarak yoğun üzüntü yasaması oldukça doğal karşılanmalıdır. Özellikle çocuk sahibi olmak için uzun sure tedavi gören eslerde bu duygu daha da yoğun yaşanabilir.


     Her ne kadar erkekler de kadınlar kadar bu durumdan etkilenseler bile düşük sonrası ortaya çıkan duygusal problemlerin kadınlarda daha yoğun yaşandığı gözlemlenmiştir. Kadının karnındaki bebeği kaybetmesi acı, öfke, üzüntü suçluluk duygularını beraberinde getirir. Bir kayıp ardından yaşanan acı ve üzüntü, “neden ben” düşüncesi ile ortaya çıkan öfke, annenin düşükten kendisini ve kendi bedenini sorumlu tutması ile meydana gelen suçluluk duygusu, ileride bebek sahibi olmak ile ilgili umutsuzluk duygusu birkaç hafta içinde geçebileceği gibi zamanla travma sonrası strese bozukluğu ya da depresyona sebep olabilir.

      Bu donemde yaşanılan kaybın üzeri örtülüp olmamış gibi davranılması eşler arası ilişkiyi zedeleyebileceği gibi yaşanılan surecin de daha zor atlatılmasına sebep olacaktır. Kadının içinde bulunduğu duygusal durumu eşine, yakın çevresine gerekiyorsa psikolojik destek veren bir uzmana ifade etmesi ileride bu durumdan kaynaklanabilecek psikolojik rahatsızlıkları da engelleyecektir.

Uzman Danışman Psikolog
Feyza Bayraktar

 

 

ADET ÖNCESI SENDROMU


     Adet Öncesi Sendrom (Premenstrual sendrom ,PMS) her ay,  adet öncesi kadınlarda görülen fiziksel ve duygusal değişimler olarak tanımlanabilir. PMS adet döneminin bitmesi ile son bulur. Adet öncesi ortaya çıkan fizyolojik ve psikolojik belirtiler kadından kadına farklılık gösterebileceği gibi, aydan aya da değişim gösterebilir. Menopoza girmeden önceki dönemde bu belirtilerin yoğunlaşma olasılığı fazladır. Belirtiler, menopozun başlaması ile son bulur. Adet öncesi dönemde depresyon, sinirlilik, alınganlık, hassaslık ve duygusal iniş çıkışlar kadınların en çok şikâyetçi olduğu psikolojik belirtiler arasındadır. Fizyolojik belirtiler arasında ise yorgunluk, şişkinlik, göğüs hassasiyeti, iştah artması, cilt problemleri, kasık, bel ve sırt ağrısı olarak gösterilebilir. Bunların dışında uyku düzeninde değişiklik, yoğunlaşma güçlüğü de sıkça belirtilen şikâyetler arasındadır.

     Her kadın adet öncesi şikâyetlerini birbirinden farklı yasadığı için bu dönemde fiziksel ve psikolojik olarak kendisini nelerin rahatsız ettiğini zamanla öğrenir. Bu belirtilerin şiddetine ve gündelik hayatini etkileyiş sekline göre önlem alması bu dönemde yasayacağı stresi hafifletmesine yardımcı olabilir. Örnek olarak, adet öncesinde yoğunlaşma güçlüğü çeken kadınların bu dönemde konsantrasyon gerektiren işlerden, eğer mümkünse, kaçınması ya da bu dönemde çabuk sinirlenen kadınların hayatları ile ilgili önemli kararlar almamaya özen göstermesi gösterilebilir.


      Kadınların %80i adet öncesi ortaya çıkan fizyolojik ve psikolojik değişimlerden şikâyet eder. Yalnız klinik olarak incelendiğinde Adet Öncesi Sendromu kadınların %20-%30 unda görülmektedir. Diğer bir deyişle adet öncesi kadınların çoğunluğunda ortaya çıkan her belirtiyi Adet Öncesi Sendromu olarak tanımlamak doğru olmaz. Taninin konması fizyolojik ve psikolojik belirtilerin uygun bir şekilde hafifletilmesi için önem taşır.

     Adet Öncesi Sendromu’nun bilimsel olarak kanıtlanmış bir tedavisi henüz bulunmamakla birlikte yapılan klinik araştırmalar hayat düzeninde yapılan bir takim değişiklikler, ilaç desteği, psikolojik ve çevresel destek ile şikâyetlerin azaldığını göstermiştir. 

     Fiziksel tedavi olarak, hekim kontrolünde kullanılan doğum kontrol hapları, ağrı kesiciler, diuretik ilaçlar, antidepresantlar önerilebilir. Yine hekim önerisi doğrultusunda kalsiyum, magnezyum ve E vitamini desteği de PMS belirtilerinin hafiflemesi için yardımcı olabilir.

     Tedavinin bir parçası olan yasam tarzındaki değişiklikler içinde egzersiz ve beslenme düzeninde yapılan değişiklikleri gösterebiliriz. Egzersiz yapmak endorfin hormonunun salgılanmasına yardımcı olduğu için bu dönemde ortaya çıkan depresyon, sinirlilik hali gibi belirtilerin hafiflemesinde destekleyici olur. Aynı zamanda, egzersiz vücut dayanıklılığını arttıracağı için adet öncesinde meydana gelen fiziksel belirtilerin pek çoğunun da hafiflemesine yardımcı olur. Egzersiz yapmak dışında beslenme düzeninin değiştirilmesi de bu dönemin rahat atlatılması için önemlidir. Tuz alımını azaltmak vücudun su toplamasını azaltacağı gibi, şekerli ve bol karbonhidratlı besinlerin alımının azaltılması da şişkinliği azaltacaktır. Kafein ve alkol alımını en aza indirgemek duygusal iniş çıkışları, sinirlilik halini azaltacaktır. Gevşeme egzersizleri de adet öncesi dönemde artan stresin giderilmesinde yardımcı olacaktır. 

     Bu dönemde hissedilen yoğun duyguların sağlıksız bir şekilde çevredekilere yansıtılması kişinin gündelik hayatini zorlaştırabileceği gibi sosyal ilişkilerini de zedeleyebilir. Adet öncesi dönemin getirdiği sıkıntıları yoğun şekilde hisseden bir kadının bu dönemde hissettiklerini çevresi ile paylaşması kendisini rahatlatabileceği gibi çevresi ile olan iliksilerinin de sağlıklı bir şekilde devamını sağlayacaktır. Eğer kişinin öfkesini,  yasadığı stres ve gerginliği çevresi ile paylaşması mümkün değilse hissettiklerini bir kâğıda dökmesi onu rahatlamak ve çevresine daha az yansıtmasına yardımcı olacaktır. Eğer bu dönem hissedilen duygusal değişimler kişinin gündelik hayatini ciddi şekilde aksatmasına sebep oluyorsa bir uzmandan psikoloji destek alması kişiyi menopoza kadar sürecek olan bu dönemsel sıkıntıların yaşam kalitesini düşürmesini önleyecektir.

Uzman Dan. Psikolog Feyza Bayraktar

 

VAJINISMUS

     Kadının cinsel ilişki sırasında kasılması, ilişkiye girememesi, ilişkiye girse bile genital bölgesinde acı, kuruma hissetmesi vajinusmus belirtileri olarak nitelendirilebilir. Bu belirtiler fiziksel kökenli olabileceği gibi, idrar yolları enfeksiyonları, mantar enfeksiyonları, cinsel yolla bulasan hastalıklar, doğum sonrası komplikasyonlar, hormon değişimleri gibi, psikolojik kökenli de olabilir. Eğer hekiminiz fizyolojik herhangi bir bulguya rastlamamış ise, cinsel ilişki sırasında yaşanan bu gerginlik durumu tamamen duygusal kökenli olarak nitelendirilebilir. 

     Vajinusmus primer ve sekonder olmak üzere ikiye ayrılır. Primer vajinusmus, yukarıda sayılan belirtilerin ilk cinsel ilişki sırasında başlaması ve devam etmesidir. Bu durum tampon kullanımını, jinekolojik muayeneleri zorlaştırır, kimi zaman ise imkânsız hale getirebilir. Primer vajinusmus, eşler arasında cinsel ilişki olmayan evliliklerin temel problemlerinden bir tanesidir. Primer vajinusmusun en temel sebepleri arasında, cinsel ilişki ile ilgili korkular, kaygı, olumsuz düşünceler, birlikte olunan kişiye yeterince güven duymama sayılabilir.  Sekonder vajinusmus, daha önce acısız olan cinsel ilişkinin hayatın herhangi bir döneminde sancılı ve gerginlik dolu hale gelmesidir. Herhangi bir yakını kaybetme, aile ve işle ilgili olan problemler, ilişkisel problemler sekonder vajinusmusun sebepleri arasında gösterilebilir.
Genel olarak baktığımızda vajinusmusun psikolojik sebeplerini beş ana başlık altında toplayabiliriz.

Korkular:
1) Cinsel ilişki sırasında acı yaşama korkusu
2) Yaralanma korkusu
3) Hamile kalma korkusu veya cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalık kapma korkusu
4) Önceden genital bölgede herhangi bir rahatsızlık oluşmuşsa, onun tekrarlayabileceği korkusu

Kaygı&Stres:
1) Genel kaygı bozukluğu
2) Cinsel ilişki sırasında performans baskısı
3) Daha önceki kötü deneyimler
4) Cinsellikle ilgili negatif düşünceler
5) Suçluluk duygusu
6) Duygusal problemler

Eşle İlgili Problemler:
1) Eşten fiziksel şiddet görme
2) Eş tarafından cinsel ilişkiye zorlanma
3) Bağlanma korkusu ya da kaybetme korkusu
4) Güvensizlik
5) Kontrolü kaybetme korkusu
6) Zarar görmekten korkma

Travma:
1) Cinsel tacize uğrama
2) Fiziksel şiddet görme
3) Yakın birini kaybetme
4) Kaza, doğal afet gibi vuruk yaratan olaylar

Çocukluk/Ergenlik Donemi Öğrenilenler:
1) Aile bskısı
2) Bilinçsiz cinsel ilişki eğitimi
3) Cinselliğin kötü bir şey olarak empoze edilmesi

Yukarıda 5 ana başlık altında toplanan sebeplerin dışında vajinusmusa sebep olan diğer pek çok duygusal faktör olabilir.

 

Vajinusmus Tedavisi:
     Pek çok kadın vajinusmustan dolayı kendini sorumlu tutabilir ve bu durumdan dolayı suçluluk hissedebilir. Bu durumda hatırlanması gereken ilk nokta ortaya çıkan problemin kadının suçu olmadığı ve bu durumun tedavisinin mümkün olduğudur. Eğer hekim fiziksel bir bulguya rastlamamış ve durumun psikolojik kökenli olduğu teşhisini koymuş ise vajinusmusun tedavisi için uzman bir psikologdan yardım alınması gereklidir. Psikolog ile bu problemin kökeni bulunur ve çözümü üzerinde çalışılır. Cinsel ilişki sırasında yaşanan acı, gerginlik hissinin azaltılması için kişiye rahatlama egzersizlerinin öğretilmesi ve kadının kendi cinselliği ile barışık olmasının sağlanması da psikolojik destek sürecinin bir parçasıdır

     Problemi yok saymak, gizlemek, çözüm arayışını ertelemek tedavi sürecini uzatacağı gibi eşler arasında bu durumdan kaynaklanan problemin de çözümünü zorlaştıracaktır.

Uzm.Dan. Psikolog
Feyza Bayraktar


 

Ekonomik Kriz ve Kariyer Kadını Psikolojisi

Ekonomik kriz kariyer kadınlarını psikolojik olarak nasıl etkiledi?

Kariyer kadını; yoğun iş hayatı, başarı hırsı, çalışma azmi, kimi zaman kontrolcü tavırları ve mükemmeliyetçiliği  ile karakterize edilebilir.

Erkek egemen iş dünyasında erkeklerle mücadele etmek, bir adım öne geçmek, kendi yeteneklerini kanıtlayabilmek için hayatının büyük bölümünü iş yaşamı oluşturur.  Çoğu zaman iş yaşamındaki kadınlar bu dünyada kendilerini kanıtlayabilmek için evlilik, aile ve çocuk ile iş dünyası arasında seçim yapmak zorunda hissedebilirler.  Bu ikilem her ne kadar duygusal hayatlarında boşluk hissetmelerine neden olsa da iş başarıları hayatlarındaki en büyük tatmin noktası olduğu için bu durumu kendi içlerinde kabullenir hale gelirler.

Ekonomik krizin tüm dünyayı vurduğu son birkaç aydır her kesimden insan maddi olduğu kadar, psikolojik olarak da bu durumdan etkilendi.  Ekonomik krizden psikolojik olarak en çok etkilenen gruplardan bir tanesi de 30-45 yaş arası bekar(evlenmiş, boşanmış ya da hiç evlenmemiş), çocuğu olan ya da olmayan iş yaşamında kendi alanında sivrilmiş kariyer kadınları olarak gösterilebilir.

İş yaşamını hayatlarının merkezine koyan, kendi ayakları üzerinde hayatını sürdüren, zaman zaman ilişkiler yaşayan, sosyal hayatını ayakta tutmaya çalışan kadınlar ekonomik krizle birlikte işlerini kaybetme korkusu ile yüz yüze geldiler. Bazıları işlerini kaybettiler. Ekonomik krizin başladığı döneme kadar eğitim ve iş alanında kendisini yetiştiren, kariyerinde planlı bir ilerleme içinde olan, duygusal ilişkilerini hayatlarında ikinci, üçüncü sıraya koyan kadınların bir çoğu iş hayatları olmadan kim olduklarını, geçmiş yaşantılarını ve geleceklerini sorgulamaya başladılar. Çevresindeki insanların eşleri ile birlikte çocuklarını gezdirmeleri, çiftlerin gruplar halinde buluşmaları, çocuklarını hep birlikte parka götürmeleri  bazılarının daha önce olmadığı kadar kendi yaşamlarını gözden geçirmelerine sebep oldu.

Bu durum çocuğu olan pek çok çalışan bekar annenin, çocuklarının gelecekleri ile ilgili kaygılarının artmasına, tek başına çocuğun sorumluluğunun çoğunu üstlenmenin maddi ve duygusal alanda endişesinin  daha da artmasına zemin hazırladı.

Çocuğu olmayan, hiç evlenmemiş 30-45 yaş aralığındaki çoğu bekar  kadın bir an önce evlenip çocuk sahibi olma paniğine kapıldı. Daha önce hiç kaybetmeyeceklerini düşündükleri işleri ve başarılarının birden ellerinden kayması ya da kayabileceği gerçeği ile yüzleşmeleri hayatlarını paylaşabilecekleri bir eş ve bir çocuk sahibi olma isteğini arttırdı.

Bu dönemde en çok görülen psikolojik rahatsızlıklar nelerdir?

Bu dönemde kişiler kendilerini o güne kadar güvende hissettikleri işlerini kaybetme gerçeği ile yüz yüze gelince kendilerini güvensiz ve yalnız hissedebilirler. Kendine güvende bir sarsılma yaşanılabilir. Kişinin geçmişini sorgulaması, gelecek planları yaparken umutsuzluğa kapılması, maddi kaygılar depresyona  sebep olabilir. Ayrıca, yalnızlık korkusunun artması kişinin aile kurma paniğine kapılmasına sebep olabilir. Varolan duygusal ilişkinin sorgulanması, duygusal ilişki yoksa ani ilişki arayışına girip yanlış seçimlerin yapılması olasıdır. Bu durumda ilişkilerde oluşabilecek sorunlar kişinin duygusal hayatlarında da ümitsizliğe kapılmasına sebep olabilir. 

Çocuk sahibi olmak için belirlenen biyolojik yaşın geçiyor düşüncesi, yaşlanma korkusunu daha da arttırabilir. Bu dönemde kişinin kadınlığını ve bedenini sorgulama olasılığı fazladır. Yaşlanma korkusu beraberinde  beden imajı kaygılarını arttırabilir. Beden imajı kaygılarının artması saplantılı ve gerçekçi olmayan beklentilerle plastik cerrahi ameliyatlara yönelmeye  sebep olabilir. 

Beden imajı kaygılarının artması, hayat değişimlerinde ortaya çıkma olasılığı yüksek olan yeme bozukluklarının oluşmasına sebep olabilir. Aşırı sıkı diyetler, aşırı egzersiz ve yeme kusma hastalığı olarak bilinen bulimia nevroza ortaya çıkabilir.

Duygusal dalgalanmalara bağlı gelişen yeme atakları, stres , kaygı, yalnızlık duygusu ile baş etmekte kullanılan aşırı yeme kilo artışına sebep olabilir.

Kariyer endişelerinin ortaya çıkması, yalnızlık duygusu, kişinin hayatını sorgulaması duyguların bastırılma isteği bu dönemde kişileri aşırı alışverişe de yönlendirebilir. Duygusal tatminin bir şeyler alarak giderilmeye çalışması bazı kişilerde alışveriş bağımlılığına sebep olabilir. Ekonomik krizin getirmiş olduğu maddi kaygılar, iş kaybetme kaygısı alışveriş yapınca pişmanlık duymaya, bu duygunun bastırılması için daha çok alışveriş yapılması gibi bir kısır döngünün içine girilmesine sebep olabilir.

Bu dönemde kişinin yakınlarını kaybetme korkusu artabilir. Hayatta sevdiklerini kaybedip yalnız kalma endişesi oluşabilir. Bu durum kaygı bozukluğunun gelişmesine sebep olabilir.

Bu dönemi atlatmak için neler yapılmalı?

İşlerini hayatlarının merkezine koymuş kadınlar için işlerini kaybetme korkusu ya da işlerini kaybetmiş olmaları psikolojik açıdan sancılı bir süreçtir. Bu dönemde hayatın sorgulanması, yalnızlık duygusunun yaşanması oldukça normaldir.  Bu dönemde olabildiğince arkadaşlarla ve aile ile zaman geçirmek, gelecekle ilgili planlar yaparken olumlu bir bakış açısına sahip olmaya çalışmak, mümkünse kariyer ve hayat planlarını yaparken alternatif çözümler üretmek, duyguları olabildiğince paylaşmak yardımcı olabilir. Psikolojik destek almak bu dönemde kişinin kendine olan güveninin sarsılmaması, yalnızlık duygusu ile boğulmaması, geleceğe olumsuz bakmaması, olası psikolojik rahatsızlıklara yakalanmaması açısından yararlı olacaktır. 

 

Uzman Danışman Psikolog

Feyza Bayraktar

 

 


ˆ Sayfa Başına Git
   

Anasayfa - İletişim Design By Garanti Web